Photographs from ‘Follow the Women’ bring message of hope

A collection of photographs focusing on daily life in the Middle East by Turkish photographers Ayşin Özer Başkır, Şirin Çizmeci, Serap Ertüzün, Selma Şevkli and Ela Esra Günad is now on display at İstanbul’s Cemal Reşit Rey Concert Hall.

The five photographers are members of Follow the Women (FTW), an international organization that has been conducting cultural and social youth exchange projects for more than 30 years. FTW was founded under the leadership of Detta Regan, who traveled to the Middle East as a teacher and drew attention to the situation of women and children in the region using her bicycle as a tool. The organization brings together women from all around the world and since 2004 around 500 women have cycled across the Middle East every year, hoping to contribute to peace efforts in the region, FTW Turkey coordinator Günad says in an interview with Today’s Zaman.

Starting from Lebanon, women from 30 different countries traverse the 300 kilometer road stretching across Syria and Jordan and into Palestine, Günad explains. “Our objective is to create public interest in the region for sustained peace. We observe that the group that is most affected by the conflicts in the region are women and children. We primarily want to emphasize this. In order to share the experiences of the people in these countries and support them, we organize this cycling event every year,” she adds. The women go to villages, refugee camps and bombed and decimated residential areas to see how daily life continues in these places.

Featuring 45 images from last year’s journey, the collection that is currently on display emphasizes the fact that life goes on in the Middle East in spite of the harsh conditions people must deal with in order to survive. “Their daily lives still continue in the places that include traces from the occupations, under the control of the armies and among the ruins. In every frame, you see a story showing you how to go on with life. Unfortunately, peace cannot be achieved [merely by] signing cease-fire arrangements,” she says, underlining that in addition to peace there must also be efforts to create better conditions in the region. “You will see people in this exhibition who do not lose their hope for peace.”

“Recently we learned from the press that the check points [in the Occupied Palestinian Territories] are being shut down, which means access to basic human needs, such as water, food and medicine, is blocked. Sometimes they wait four or more hours at the control doors to pass in order to go to school or to their jobs. If they are lucky that day, they can pass through, but they never know what will happen the next day. Sometimes after waiting many hours they go back to their homes,” Günad explains, pointing out that they wanted to share their experiences in the region with Turkish citizens this year.

FTW increases its membership numbers every year with new contributors from all around the world. It is not necessary to be a professional cyclist, Günad says, citing the example of a Turkish woman who joined them from Diyarbakır after learning how to ride a bicycle from an 11-year-old child. Whoever wants to contribute to efforts for peace in the Middle East can contact FTW at ftw-turkey@yahoogroups.com.

The exhibition in the Cemal Reşit Rey Concert Hall foyer will run through Feb. 25.

11 February 2009, Wednesday
RUMEYSA KIGER İSTANBUL

Follow the Women 2008 Kadınları İzle



2-15 Mayıs 2008 tarihlerinde Türkiye’den 20, dünyanın 30 ülkesinden 400 kadar kadın Lübnan’dan başlayarak Suriye ve Ürdün’den geçerek bisikletle Filistin’e gittik.

Gittiğimiz her ülkede, her şehirde, her köyde, türkülerle danslarla karşılandık. Ev sahipleri misafirleri, misafirler de ev sahiplerini çok sevdi. Amacımız bir tıkla barışı getirmek değildi tabii ki. Ama Ortadoğu’nun, Filistin’in ihtiyacı olan manevi desteğe katkıda bulunmaktı, yanınızdayız demekti, ilk elden oraları tanımak, tanışmaktı. Oradaki insanların da yaşamak ve mutlu olmak için bizim kadar haklarını olduğunu görmek ve göstermekti.

Amacımıza ulaşmak için ilk adımı attık. Kendimize ve çevremize, oralara gidilebileceğini kanıtladık. Herkesin yapabileceği birşeyler var, çok şey var. Tüm seyahat boyunca tuttuğum günlüğü yakında yayınlayacağım, o zamana kadar seyahatin fotoğraflarına şuradan bakabilirsiniz.

20 ordinary women from Turkey, and 400 others from 30 different countries of the world, cycled from Lebanon to Palestine by passing through Jordan and Syria, on the dates between 2-15 May, 2008.

Every country, every city, and every little town we went to, people welcomed us with sincerity and warmness. The hosts liked the guests and the guests liked the hosts. We knew that peace wouldn’t come with a simple bike ride, with just one click. But we also knew that peace was long process that requires many people’s efforts in different forms for a long time.

Our aim was to support the Middle East, Palestine, tell them that we were with them, meet them and make simple connections. Our aim was to see and show that people there has the right to live and be happy just like us.

We made the first step to reach our goals, we proved to ourselves and others that it is safe, fun and neccessary to go to the Middle East, to learn about Middle East. Everybody can do something to change the world, there is just too much to do. And the things you do, is never small…

I will publish my diary that I wrote during the trip, until then you can see the photos of the trip at http://www.flickr.com/photos/selmasevkli/collections/72157605072682840

Neden Filistin’e Gitmeliyiz?

Maalesef, çoğumuzun Filistin’le ilgili sahip olduğu bilgiler, haberlerde bilmemize izin verilen kadarından ibaret. Biraz daha ileri gidenlerin bilgisi ise tarih ve siyaset ile sınırlı. Türkiye’de Filistin meselesine duyarlı olan ve birşeyler yapmaya çalışan grupların emeklerine saygımız sonsuz. Ancak bu duyarlılık, İsrail’i eleştirmekten ve sınırlı düzeyde ekonomik yardım yapmaktan öteye geçemiyor.

Biz inanıyoruz ki Filistin meselesi tüm insanlığı ilgilendiren bir sorundur. Hangi ideolojiye ve hangi inanca sahip olursak olalım, en temel ortak noktamız olan “insan olma” boyutu, harekete geçmek için yeterlidir.

Farklı gruplara, derneklere ve partilere mensup olmayanlar da, bireysel olarak birşeyler yapabilir. Sitemizin amacı da halihazırda Filistin’e ilgisi olan insanların, Filistin’e gitmesine yardımcı olmaktır. Sadece uçak paranız ve Türkiye’de harcadığınızdan daha az bir cep harçlığı ile duyarlılığınızı ve gerçeği keşfetme ihtiyacınızı gönlünüzle birleştirerek birkaç gün ya da birkaç ay, Filistin’e gidebilirsiniz. Ne olup bittiğini kendi gözlerinizle görebilir, işgal altında yaşamanın ne demek olduğunu bire bir yasayarak öğrenebilirsiniz.

Yakında sitemizde de yer vereceğimiz Filistin’e gidenlerin izlenimlerini okuduğunuzda da göreceksiniz ki, bu, hayata bakış açınızı büyük ölçüde değiştirecek paha biçilmez bir yaşam deneyimi.

Bu deneyimin size kazandıracakları şöyle özetlenebilir:

  • İşgal altında yaşamın ne demek olduğunu bire bir anlamak ve hissetmek
  • Zor hayat koşullarında yaşayan insanların günlük hayatlarında nelerle mücadele ettiklerine şahit olmak
  • 400 sene paylaşılan ortak kültürün izlerini görmek ve tarihi yeniden sorgulama ihtiyacı hissetmek
  • İşgalin ve savaşın ötesinde devam eden Filistin kültürünü görmek.
  • Filistinlilere dünyanın onları kaderine terk etmediğini orada oluşunuzla göstermek
  • Filistinliler’in size göstereceği inanılmaz düzeydeki samimiyeti, misafirperverliği ve sevgiyi yaşamak.

  • Yapacağınız cüzzi düzeydeki yemek ve yol harcamalarıyla dahi olsa Filistin ekonomisine katkıda bulunmak
  • Dünyanın birçok ülkesinden sizinle benzer kaygı, hassasiyet ve amaçlarla Filistin’e gelmiş gönüllülerle tanışmak ve arkadaş olmak.
  • Tüm bu zorluklar içinde insanların eğitime verdiği önemi görmek
  • Hala meyve veren 2500 senelik zeytin ağaçlarını görmek

  • Çoğu kimseyle İngilizce iletişim kurabilmek ve günlük hayatta size yetecek kadar Arapça öğrenmek
  • Filistinliler’den sabır ve dayanışma konusunda öğrenecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu görüp şaşırmak

  • Mezarlıklar ve bombalanmış evler arasında oynayan çocukların gözlerindeki ışıltıyı ve hüznü bir arada görmek

  • Filistinliler’in pek de haksız olmadıkları “Buraya hiç Türk gelmez” yargısını değiştirmek
  • Karsılaştığınız manzaraları anlamlandırmaya çalışırken ruhunuz daraldığında Mescid-i Aksa’ya gidip huzur bulmak

  • Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği yerde durarak, Hz. İsa’nın yürüdüğü “Acılar Yolu”nu izlemek

  • Zamanın durduğu Kudüs Eski Şehir sokaklarında hala Türkçe konuşan Ermenilere, Süryanilere rastlamak, şaşırmak ve sohbet etmek
  • Kültürler arası diyalog için kendi adınıza bir köprü vazifesi görmek

  • Karşılık beklemeden birşeyler vermenin hazzını yaşamak
  • Muhteşem Filistin yemeklerini tatmak
  • Zeytin ağaçlarıyla kaplı yollarda giderken binlerce yıllık geçmişi olan bu toprakların tarihini yeniden merak etmek ve öğrenmek
  • Üç ilahi din için de kutsal kabul edilen bu topraklardaki manevi atmosferi hissetmek
  • Kudüs’ün dünyanın merkezi olup olmadığını bire bir test etmek
  • Döndüğünüzde çevrenizdekilere anlatacağınız birçok anıya ve deneyime sahip olmak
  • Bir insanlık vazifesini bireysel olarak yerine getirmiş olmanın doyumunu yaşamak
  • Daha fazlasını yapmak için güdülenmek
  • Dünyanın başka yerlerindeki insanlık ayıplarına karşı istemli/istemsiz duyarlılığınızı arttırmak.
  • Türkiye’deki meselelere bakış açınızda yeni ufuklar açmak
  • Tatil olgusunun güneyde ya da Avrupa’da yıllardır yapageldiğimiz güneşlenmek-eğlenmek-müze gezmek kısır döngüsünün ötesinde de değerlendirebileceğini bire bir deneyimleyerek, bir dahaki seyahatiniz için planlar yapmaya başlamak
  • Ve gidince bu listeye eklemek isteyeceğiniz onlarca sebepiniz onlarca yeni sebep.



Panel: Adı Çok Söylenip Kendi Az Bilinen Bir Dünyaya Dair- ALTERNATİF FİLİSTİN

Konuşmacılar: Aycan Ak, Selma Şevkli
Tarih :10 Mayıs 2007 Perşembe
Saat:16.00-18.00
Yer: Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü KY 225 no’lu salon.
Organizasyon: Bilgi Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Kulübü
Program: Ilk bolumde şehirler arası ulaşım, harcamalar, neden ve nasıl gidebiliriz, gezilecek görülecek yerler, Filistin’de eğitime verilen önem, günlük hayat, Nasıra’da yaşayan Arap İsrailliler, Filistin yanlısı İsrailliler vs. (Seyahat sırasında çekilen fotoğrafların bir bölümü konuşma sırasında akacak, en sonda ayrıca bir power point sunum)

İkinci bölümde, yine yakın zamanda Filistin’e gitmiş Lila Mastora ve Murat Özsoy da bize katılacak ve hep birlikte dinleyicilerin sorularına yanıt arayacağız. Hepinizi bekliyoruz…

An Najah Üniversitesi 2006 Yazı Uluslararası Gönüllü Programından İzlenimler

Abdulhasan Al-Jaberi–Hollanda
Yeni arkadaşlarım, yeni evim

Kudüs’te uluslararası gönüllülerle buluştuğumda kampın beklentilerimi karşılayıp karşılamayacağı konusunda şüphelerim vardı. Ama sonra buranın yerlileriyle tanıştım ve hem halkı hem de gönüllüleri yıllardır tanıyormuşum gibi şakalaşmaya ve herkesle konuşmaya başladım. Kamp işte tam böyleydi, sanki yıllardır arkadaşmışız ve birbirimizi daha dün görmüşüz gibi hissediyordum… gerçekten de Abdelrahim Jerdani Okulu’ndaki ilk andan beri sohbet edip gülüyorduk.
En çok da Askar Kampı’ndaki çocuklardan etkilendim. Bu çocuklar… bu şartlar altında… yine de hayat dolu, heyecan, neşe ve enerji dolular. Onlarla karşılaşır karşılaşmaz onlardan biri oldum, onuyla haylazlık yapıp, yirmisi tarafından kovalanıp, yetmişiyle şeker yedim… ve şimdi hepsini birden özlüyorum.
Kendimi tecrübe sahibi hissediyorum ve kendimi daha iyi tanıdığımı düşünüyorum. Burada insanlar çok kötü şeyler yaşıyorlar ama yine de iyi zaman geçirebiliyorlar. Acı çektiklerini görmek çok üzücü. Şimdi Filistin davasını daha da fazla önemsiyorum. Gelecekte onlar için bir şeyler yapabilmeyi diliyorum.

Adam Kershaw—İngiltere
Uğraşmaya devam

En son nerede bu kadar iyi, ilginç ve akıllı insanı bir arada gördüğümü hatırlamıyorum. Bu çalışma kampı şans eseri karşıma çıktı ve son dakikaya kadar uçak parasını denkleştiremedim. Neyse ki sonunda buldum, bunun için gerçekten çok mutluyum.
Gerçekten ilham verici bir deneyim oldu, yıllarca sürmesini umduğum arkadaşlıklar edindim.
Umarım sizde biz gönüllülerden bir şeyler öğrenmişsinizdir. Bir sürü anı, harika bir deneyim ve yeni bir Filistin perspektifiyle ayrılıyorum buradan. Çabalamaya devam edin. Ben (ve bir sürü başka kişi) sizi düşünüyor olacağız. ‘İnşallah’ bu bir veda değildir.

Mohammed Ali Amla—İngiltere
Nablus’taki kardeşlerim

Her zaman Filistin’in kutsal topraklarına gelmeyi dilemişimdir. Beni bekleyen şeyleri bilmiyordum geldiğimde. Son birkaç hafta duygusal anlamda bir hız treni gibiydi. Güldüm, kahkahalar attım ve tabii ki ağladım.
Neden ağladığımı merak ediyor olabilirsiniz. Gözyaşlarım Nablus’un eski şehrinde bir rehberle gezerken başladı. Bu kadar eski bir şehri gezmek, özellikle de her sokağın -tanıştığınız her insan gibi- anlatılacak yüzlerce hikayesi varken, bir onur. Aksar’da tanışacağınız her çocuk en taş kalbi bile yumuşatacak hikayeleri olmasına rağmen insanın içini ısıtıp gülümsemenize sebep olur. Çocuklukları İşgal yüzünden ellerinden alınan bu çocukların psikolojik travmaları çok bariz. Ama yine de bu çocukları oynarken ve gülerken görüyorsunuz ve onlardan pek çok şey öğreniyorsunuz.
Nablus’a gelmek bana çok şey öğretti, bu insanlardan hayat ne kadar zorlaşsa da yaşamaya devam etmeyi öğrendim. Yaşamaya devam etmek daha iyi bir gelecek için tek umutları.
Nablus’a bir yabancı olarak geldim ama bir kardeş gibi karşılandım. Tarihin bu çalkantılı döneminde pek çok konuyu konuştuk, tartıştık ve zaman zaman farklı görüşlere sahip olduk, ama yine de duygu ve düşüncelerin paylaşımı harikaydı. Beraber gülüp beraber ağladığım arkadaşlarımla iletişim halinde olacağım ve kalbimde çok özel yeri olan Nablus’taki kardeşlerimi asla unutmayacağım.

Fernando Peinado Alkaraz—İspanya
Enerjimin yenilendiğini hissediyorum

Bu Filistin’i ikinci ziyaretim ve içimdeki enerjinin yenilendiğini hissediyorum, yakında tekrar geleceğime eminim. Dost canlısı ve misafirperver insanları yüzünden bu ülkede olmayı seviyorum, ayrıca Filistin her zaman kalbimde.
Filistin’de muhabir olmayı istiyorum ama bu gerçekleşmese de her ne yapıyor olursam olayım haklarınızı savunmak için çalışacağım. Zajel programındakilere başarıları için teşekkür ederim, ülkeme döndüğümde sizler için çalışma sırası bana gelecek. Elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz!

Gregory Melus—ABD
Hayata bağlılıkları ve yorulmayan ruhları herkese örnek olabilir

Henüz çoğunun farkında bile olmadığım birçok yönden beni etkileyen bir deneyim oldu. Kamptan her bakımdan keyif aldım. Bu kadar şey yaşamış insanların sıcaklıklarını ve yakınlıklarını nasıl anlatabilirim.

Buradaki yerel gönüllüler beni ülkelerinde güvende ve rahat hissettirirken aldığımız yoğun dersler de durum hakkında daha doğru bir perspektif geliştirmeme yardımcı oldu. İlaveten fikirlerim gerçek yaşam deneyimiyle desteklendi. Sürekli değişen inançlarıma da yansıtabildim burada öğrendiklerimi.
Gerçekleştirilen kültürel etkinlikler çok eğlenceliyken Aksar kampındaki çalışmalarımızda çok ilham vericiydi. Çocukların bu zor koşullara uyum sağlama becerileri bizleri de güçlendirdi. Bu çocukların hayata bağlılıkları ve koşulların yoramadığı ruhları herke örnek olmalı.
Kalbimin derinliklerinden tüm gönüllülere teşekkür ederim. Hepsi çok iyi evsahipleriydi ve biz uluslararası gönüllülere karşı çok sabırlıydılar. Hem yerli hem yabancı gönüllülerle iletişim halinde olmayı diliyorum ve inşallah birbirimizi yine görürüz.

Holly Kilroy—İrlanda

Bize binlerce kitabın öğretebileceğinden fazlasını öğrendik Burada geçirdiğim zamanı hayal bile edemezdim. Hepimiz buradaki durumu biliyorduk ama kimse buraya gelene kadar olayın boyutlarının tam farkına varamaz. Her insanın anlatacak bir hikayesi, her insanın bir trajedisi var. Yine de pes etmiş kimseyi bulamazsınız, buradakiler güçlü, gururlu, hırslı ve hayat dolu insanlar. Kamp bittiğinde tüm arkadaşlarımı geride bırakıyormuş gibi hissettim. Eve gidip eski dostlarımı görmek istiyorum tabi ama sizi neden yanımda götüremiyorum?Kampın tamamı hiç unutamayacağım bir deneyim oldu. Birsürü insanla tanışıp birsürü şey öğrendim; bazı gönüllülerin uzun sürecek arkadaşlıklara başladıklarını düşünüyorum.

Buraya çocuklara bir şeyler öğretmeye ve Filistin’deki hayatın nasıl olduğunu görmeye geldik. Bunun yerine binlerce kitabın öğretebileceğinden fazlasını öğrenen bizdik. Burada sadece hayatın nasıl olduğunu görmedik, bu hayatı yaşadık da. Gülüşleri ve kahkahaları paylaşırken acı ve öfkeyi de hissettik.

Nablus’un insanları gördüğüm en misafirperver insanlar, çocuklar da tek kelimeyle muhteşem. O kadar enerjik ve heyecanlılar ki hiçbir ders sıkıcı geçmiyor. Günlük hayatta karşılaştıkları zorluklara rağmen hiçbir dertleri yokmuş gibi gülüp oynuyorlar. Çok zekiler ve umarım bu potansiyellerini geliştirecek fırsatı bulabilirler.

Yazık ki şimdi biliyoruz ki pek çoğu bulamayacak. Sınır noktalarındaki bekleyişler, aşağılanmalar, yanlış insanların arasına katılma ve İsrail’in korkunç savaş suçları; bunlar o kadar çok kişinin potansiyelini söndürüyor ki insan umutsuzluğa düşüyor.

Sonra Zajel ve Askar’ın gönüllülerine bakıyorum. Bu insanlar bir fark yaratabilmek için çabalıyorlar. Her biri daha önce karşılaştıkları, şu an içinde oldukları ve gelecekte de karşılaşmaya devam edecekleri zorluklara rağmen kendileriyle aynı durumda olan insanlara yardım etmek için çabalıyorlar; Filistin halkına daha iyi bir gelecek sağlamaya yardım etmek için uğraşıyorlar. Kendi ülkemde daha fazla böyle insan olmasını isterdim.
Buradaki insanların yanında kendi endişe ve şikayetlerimiz çok önemsiz ve anlamsız gözüküyor. Buradaki birkaç hafta cehaletimizin tehlikesini, birkaç Arapça kelime ve en önemlisi insan ruhunun gücü ile ilgili çok önemli bir ders verdi. Umuyorum ki katkılarımız bu üç haftada yaptıklarımızla sınırlı kalmaz, burada olanlarla ilgili ülkelerimize döndüğümüzde yapacak ve anlatacaklarımızla devam eder.

Kalplerimizde ve aklımızda,
Bu büyük bir şeyin başlangıcı.
Teşekkürler Zajel ve Askar
Teşekkürler Filistin

Loes de Kleijn—Hollanda
Sizi neden yanımda götüremiyorum çocuklar?
Çocuklara karşı hislerimi anlatmam saatler alır. Onlarla geçirdiğim zaman çok güzeldi, daha çok görebilmiş olmayı dilerdim. Suratlarındaki gülümseme çok iyi hissettiriyor… Çocuklar onlara öğrettiğim dansları yaptıklarında onlara daima hatırlayacakları birşeyler verdiğimi düşünüp gururlanıyorum. Kampla ilgili hislerim: harikaydı, gerçekten çok sevdim.

Çeviren: Aycan Ak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü

Filistin Izlenimleri: Aycan Ak & Emre Soncan

Emre Soncan

Temmuz 2006

Bir yanda sefalet, bir yanda lüks; Ramallah. Kendi topraklarında, yabancı askerlerin kontrolünden geçerek yolculuk eden insanların yaşadığı şehir; Kudüs. Ramallah ve Kudüs’ün gözyaşlarıyla sel gibi akan ülke Filistin. Dünyadaki birçok sorunun kaynağı olarak gösterilen Ortadoğu coğrafyasının mazlum ülkesi. Üç semavi dinin buluşma noktası olan bu kutsal topraklara, geçtiğimiz yıl gittim. Bir hafta boyunca Ramallah, Kudüs ve Beytullahim’i gezdim. Filistin halkının yaşadığı acıyı bir nebze olsun paylaşmaya çalıştım. Kontrol noktaları yüzünden kilometrelerce yürüyerek üniversiteye gitmeye çalışan Birzeit’in öğrencileriyle tanıştım. Yaşadıkları tüm ızdıraplara, gel-gitlere, varoluş ve yokoluşlara rağmen, onların geleceğe umutla baktıklarını görmek, yolculuğumun en keyifli anıydı.

Televizyonlarda, tanklara taş atan çocukları izleyip gözyaşı dökmek yeterli olmuyor. Bir zamanlar Osmanlı’nın hakim olduğu bu topraklara mutlaka gitmek ve Filistinlilerin yaşadıklarını, hayallerini ve umutlarını onlarla birlikte paylaşmak gerekiyor. ‘Ben Filistin’e nasıl gideyim yahu?’ diyorsanız, birkaç ay Marlboro içmeyerek biriktirebileceğiniz parayla, savaş diyarının yolunu tutabilirsiniz. İsrail Konsolosluğu’na başvurarak alacağınız vizeyle, Filistin’e ulaşabilirsiniz. İşte bu kadar kolay. Lâkin, ‘Ben korkarım’ sözcükleri dudaklarınızdan dökülüyorsa, o zaman bu yazıdan biraz daha fazlasını okumaya ihtiyacınız var demektir.

Aycan Ak

Şubat 2007

2007 Şubat’ında gittim Filistin’e ve orada sadece on beş gün kalabildim. Filistin’e gittim çünkü insanlar orada nasıl yaşar, nasıl aşık olur, ne yer, nelerin hayalini kurar, evleri nasıl (şimdi soğuk olduğunu biliyorum) gibi gayet anlaşılır meraklarım vardı. Elbette oradaki politik ve insani durumdu bu merakımı tetikleyen şeyler. Ancak yine de oryantalistlik değil insani bir merak idi motivasyonum. Bunları anlatmamın nedeni insan Filistin’e gitmeyi düşününce kendisinin ve başkalarının ‘neden’ sorularıyla başka hiçbir yere giderken karşılaşmayacağı kadar çok karşılaşıyor.

Filistin’de tanıştığım insanları hatırlamak içinde bulunduğum anın aydınlanmasını sağlıyor. Yaşadıkları zor hayat kendilerini var etme yolları değil, yani acılarından beslenmiyorlar. İnsanlığa ve kendilerine güveniyorlar ve inançları çok kuvvetli. Sevmekten, umut etmekten ve iyi bir hayat için çabalamaktan, başkalarını umursamaktan (Kudüs’teki duvarın genişletilmesi ile İsrail yönetimi tarafından topraklarını tahliye etmeleri istenen Bedeviler, kendilerine yerleşmeleri için gösterilen topraklar başka Filistinlilerin olduğu için başka bir seçenek gösterilmediği halde bunu reddediyor) vazgeçmiyorlar.

Gezdiğim şehirlerde en küçük bir çabanın -İngilizce öğretmek, sohbet etmek, ev inşa etmek, beraber çay içmek gibi- bile barış ve refah getirmek kadar önemli olduğunu fark ettim. Tarihi, ilahi dinlerin beşiği olması, insanlarının iyiliği ve yaşamak zorunda bırakıldıkları saçmalıklar oradayken her şeyin gerçekdışı görünmesini sağlıyor. Yazdıklarım sadece sözcükler, anlatmak istediklerimle alakaları yok. İsterim ki zamanı olan ve merak eden herkes gitsin, herhangi bir tehlike yok aslında yapabileceklerimizin çokluğunu anlamak ve önemsiz küçük şeyler diyerek sorumluluk almaktan kaçtığımızı fark etmekten başka. Ya da sadece görmeye gidin, dünyayı kurtarmak şart değil. Yardım etmenin yanında ve bunun bencil de olabilen hazzının dışında kendiniz için, başka yerler, insanlar görmek için gidin. Mesela Budapeşte’ye gitmekten ne farkı var?

Fotoğraf Sergisi Öteki Çocuklar: Kenya & Filistin

Filistin’de görülecek yerlerle ilgili bir klip

Bahadır Dinçer’e teşekkürler…

Bitmeyen Direniş: Filistin’de Gündelik Hayatın Gücü

Batı Şeria’da sıradan bir gün. Dört Filistinli ve üç yabancı bir minibüse doluşmuş, kontrol noktalarıyla dolu yolda Cenin’den Ramallah’a gitmeye çalışıyorlar. Şoförün telefonu çalıyor, heyecanla birşeyler konuşuyor ve minibüsü sağa çekip, Filistinli üç erkeği indiriyor. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok! Acaba teröristler mi? Yoksa kaçaklar mı? Şoför bir de bize dönüp “Sakın Cenin’den geldiğinizi söylemeyin, Hayfa deyin” diye komut verince bizi basıyor bir telaş. Ne yapacağımıza karar veremeden kontrol noktasına geliyoruz ve askerler aracı durduruyor. Sadece askerin bize nereden geldiğimizi sormamasını diliyorum o an, şoförün bir bildiği vardır herhalde diye içimden geçirmeyi ihmal etmeden. Asker sadece pasaportlarımızı kontrol ediyor ve Türkiye’ye dönüş biletlerimizi görmek istiyor, ben de yalan söylemekten ya da doğruyu söyleyip başka bir belaya bulaşmaktan kurtuluyorum. Kontrol noktasını geçtikten biraz sonra, inip koşarak uzaklaşan üç kişi, kestirmelerden yine koşarak geldikleri yolda beliriyorlar. Minibüse bindiklerinde hepsi gülüyor, ortam gayet neşeli. Aynı senaryo ikinci kez tekrarlandığında sebebi belirsiz bir soğukkanlılıkla karşılıyoruz durumu. Kontrol noktalarına yakalanmamak için dağ taş bayır tarla demeden yeni yollar açan şoför, 4 saat sonunda 70 kilometrelik yolu tamamlıyor.

Sınırların ülkeden ülkeye, kişiden kişiye ve artık günden güne değiştiği, yolların kapatıldığı bu topraklarda seyahat etmek gerçekten zor. Sadece Gazze’deki sıcak çatışmada değil, ülkenin her yerinde ve hayatın her alanında yıldırma politikası devam ediyor. Ve Filistinliler sabırla hayatlarını devam ettirmek için taktikler üretmeyi sürdürüyorlar.

Yıldırma stratejisinin kilit noktalarından biri yolların kapatılması. Bir Zeit ve An Najah Üniversiteleri’nde okuyan birçok öğrenci ve öğretim üyesi, trafikten değil yolların trafiğe tamamen kapatılmasından şikayetçiler. Bazı seneler 6 aya varan yol kapatma uygulamaları sırasında, hepsi dağlardan tepelerden yeni patikalar açarak, okullarına ulaşmaya çalışıyorlar. Konuştuğum öğrencilerin çoğu uzun süre 8 km lik yolu sabah akşam yürüdüklerini söylüyorlar.

Şehirler arası seyahatte yollar açık olsa da birçok kısıtlama var. Güvenlik alarmının üst seviyede olduğu zamanlarda 16-45 yaş arası erkeklerin seyahat etmesi yasak. Bu durumda eğitimleri, meslekleri ya da herhangi diğer sosyal özelliklerine bakılmaksızın potansiyel terörist muamelesi görüyorlar. Cuma günleri 16-45 yaş arası erkeklerin girişi yasaklanan Mescid-i Aksa’nın yanı sıra, Kudüs eski şehre girmelerinin dahi yasaklanması özellikle son günlerde sıkça karşılaşılan bir durum. Öyle ki birçok dükkan sahibi, bu kural yüzünden işyerlerine gidemiyor. Sürekli kimlikler kontrol ediliyor. Batı Şerialılar’ın ise Kudüs’e girişleri zaten yasak. Kontrol noktalarında denetim arttırılıyor ve acil sağlık durumlarında hastaneye gitme izni olan Filistinliler’in bile Kudüs’e girişine izin verilmiyor. Kudüs duvarında doğum yapan kadınlar, ölü doğan bebekler dahi bu katı kuralların insanileşmesi için yeterli olmamış.

İsrail, mülteci kamplarını basmaya, yolları kapamaya, yargısız infaz yapmaya devam ederken, Filistinliler sadece onlara ait olan topraklardan gitmeyerek, yaşam mücadelesini bırakmayarak direnişlerini sürdürüyorlar. Sadece bazıları, işgale, yakınlarının haksız yere hapse girmesine, öldürülmesine ve işsizliğe dayanamayıp, sabırdan vazgeçip kolay yolu seçiyor: Kendini ve diğerlerini öldürüyor. Milyonlarca insanın bu koşullarda nasıl yaşamaya devam ettiğini anlatmayan medya ve göremeyen dünya ise birkaç intihar bombacısına odaklanıyor. Ve bu görüntüleri tun ülkeye kolayca genelliyor. Aklımıza okula giden, işe giden insanların değil de yüzleri kamufle edilmiş, eli taşlı sopalı gençlerin ya da kafasına silah doğrultulmuş çocukların, aç ve mağdur insanların görüntüleri kazınıyor sadece. Böylece Filistin’i intihar bombacıları ve mazlumlardan ibaret bir yer olarak görmeye başlıyoruz.

Tanıştığım Filistinli erkeklerin neredeyse tamamı siyasi görüşlerinden bağımsız olarak intifada sırasında hapse girmiş. Davaları bile açılmadan hapiste geçirdikleri yıllar onlara, bu işin silahla kazanılamayacağını öğretmiş. Kültürlerini korumayı ve eğitime önem vermeyi seçmişler. Batı Şeria’da 8 şehir gezdikten sonra bu amaçlarında başarılı olduklarını söylemek yanlış olmaz. Savaş hakkında yaptıkları sağduyulu yorumlar, konukseverlikleri, samimiyetleri ve milliyetçilik anlayışları, ülkelerine bağlılıklarını ve direnişlerini ozletliyor.

Sanılanın aksine, Filistinliler genel kültür seviyesi yüksek, dünyadan haberdar, çoğu İngilizce bilen eğitimli insanlar. Yahudilik ve Siyonizm arasındaki farkı çok iyi biliyorlar. İsrail, tüm Filistinlileri potansiyel terörist olarak etiketlerken, Filistinliler mülteci kamplarında gönüllü çalışan Yahudilere karşı son derece samimi davranıyorlar. Askerle halkı, dinle ideolojiyi ayırmış durumdalar.

Öyle görünüyor ki, barış yakın zamanda gelmeyecek. Gerçekçi beklentilere sahip olmak için, belki de Filistin’in sosyal yapısını biraz daha dikkatli incelemek gerekiyor. Tüm bu imkansızlıklar içinde “Neden birleşip bağımsızlıklarını kazanamıyorlar ki” diyerek kestirip atmak yerine, tüm bu koşullara rağmen, topraklardan gitmeleri durumunda kendilerine vaat edilenleri reddederek, bu kadar uzun süre bu kadar zor koşullarda nasıl direndiklerini araştırmak Filistin’i anlamanın ilk adımı olabilir. Belki böylece biz de onlar gibi eğitimin önemini anlamaya başlar, ekmek ve silahın ötesinde kitap göndermeyi düşünebiliriz…

 

Selma Sevkli

Filistin: Genel Izlenimler

29 Temmuz 2006, Ramallah

GENEL İZLENİMLER

Filistinliler inanılmaz derecede sıcak ve misafirperver insanlar…Burada 4 günde belki sadece 5 yabancı gördüm, yani fazla turist yok ama yine de çok sıcak davranıyorlar. Gelenler genelde Barış için çalışan sivil toplum örgütlerinin üyeleri olduğundan belki…Mülteci kampında gezerken herkes selam veriyordu, yüzler gülüyordu. Biraz sohbet edince ise hemen evlerine davet ediyorlardı. Henüz bir eve girmedim…

Burada halkın söylediği erkeklerin yüzde sekseninin işinin olduğu, kadınların ise yüzde yirmisi çalışıyor. İs var ama maaşlar düzenli ödenmiyor. Halk şimdiki yönetimden çok memnun değil. Hatta barış için çalışan birçok kuruluş da Mahmud Abbas başbakan olduktan sonra Filistin’den ayrılmış. Fakat insanlar bunları şikayet etmek için değil sorulduğunda görüş bildirmek için aktarıyorlar. Çok mütevekkiller, çok sabırlılar.

Yaptıkları işlere gelince, daha çok ticaret ve Ramallah içinde esnaflık, bankalarda çalışma, ulaşım. Yani Ramallah gayet şehirleşmiş bir yer. Benzetme yapmak gerekirse Adapazarı’nı andırıyor. Mülteci kamplarındakiler de çalışmak için buraya gelip gidiyorlar. Kampların çoğu 50 senelik olduğu için artık insanlar düzenlerini oturtmuşlar, hemen herkes iyi kötü geçimini sağlıyor. Tabii Gazze’de durum farklıymış ama maalesef oraya istesem de gidemiyorum şu an. Özel izin gerekiyormuş. Nablus’a gitmek istiyorum ama oraya gitmek için de Haifa’dan geçmek gerekiyor, bu da tehlikeli diyorlar…

Ramallah merkezinde kozmopolit bir yapı var, kiliseler ve camiler yan yana. Yahudi az ama epey Hıristiyan var. Yabancı restoranlar var, İtalyan, Çin, Meksikalı, güzel oteller var hatta barlar bile var. Marketlerde içki satılıyor. Bizim radikal tabir ettiğimiz uzun elbiseli uzun sakallı erkeklerden yok. Puşi takan da az, neredeyse batılı bir görünüm sergiliyorlar. Kadınların % 80’i örtülü. Ama kimse örtünmeyenlere farklı bir gözle bakmıyor. (Ürdün biraz böyleydi).

Okuma yazma oranı yüzde 88. Herkes az çok İngilizce konuşuyor şehir içinde. Tabii kamplarda daha sınırlı.

Gençlerin bazıları, daha çok üniversiteye gitmeyenler politik oluşumlar içine giriyorlar. Bazıları bu girişimlerinin hemen başında hapse giriyorlar ve genelde davaları bile görülmeden yıllarca kalıyorlar içeride.

Dün kampta konuştuğum 18 yaşındaki Thaer’le olan konuşmamız şöyleydi:

-Filistin’in başkenti neresi?

-Kudüs.

-Pekiyi sen Kudüs’e gidebiliyor musun?

-Hayır çünkü yasak!

-İsrail’in başkenti neresi?

- İsrail yok!!!

-Nasıl?

-İsrail yok!!! Diyerek başını diğer tarafa çevirdi.

Önceki gün bizi gezdiren Ahmad da Kudüs’e gidemediği için çok üzülüyor. Geçtiğimiz Ramazan ayında artık 8 sene olmuş gitmeyeli ve dayanamayıp arka yollardan gizlenerek gitmiş ve askerler tarafından yakalanmış, neredeyse yalvarmış lütfen bırakın yarım saat izin verin diye onlar da kimliğini alarak izin vermişler, o da sözünü tutup vaktinde gelmiş. Mescid-i Aksa’ya gitmiş ve annesini aramış, tarif edilemez bir mutluluktu benim için diyor.

Evet Filistinlilerin Kudüs’e gitmesi yasak, sadece ilk intifadadan beri orada yaşayanların özel bir Kudüs kimlik kartları var ve sadece onlar Kudüs’te bulunabilirler. Ve Kudüs Ramallah’tan sadece 16 km uzakta.!!!

Yahudilere bakışlarıyla ilgili şaşırtıcı derecede olgunlar. Yahudilere zaten bir düşmanlıkları yok! Ama şunu da söylemek lazım ki Batı Şeria’dakilerin büyük çoğunluğu İsrailli askerler dışında hiçbir İsrailli ile bir iletişimde bulunmamış! Din ile politika ayrımını iyi yapıyorlar. Genel kültür düzeyi çok yüksek.

Mülteci kampında yaşlı bir teyze selam verince beni aktivistlerden zannedip seslenmişti, Yahudi askerler buraya gelmesin, tanklar gelmesin diye. Çok ilginç bir hikaye anlattılar, gerçi onlar için çok normaldi: Filistinli bir adamın çocuğu İsrailli askerler tarafından sokak ortasında vurulup öldürülmüş ve adam çocuğunun tüm organlarını İsrailli çocuklara bağışlamış. Adamla görüşmek istedik fakat şu an Gazze’deymiş. Bu çarpıcı olay İsrailliler’den çok sempati toplamış.

Artık o kadar alışmışlar ki, o kadar bu sıkıntıların içinde büyümüşler ki, bir korku yok, hayatlarının bir parçası olmuş, hem onlara olabilecek olanlar, hem de her gün Gazze’de ve Lübnan’da yaşananlar. Kimse bu savaş bitsin artık da demiyor, çünkü biteceğine inançları yok, böyle gelmiş böyle gider diyor tavırları…Onlar yaşamaya devam ediyorlar, düğünlerini de yapıyorlar, Stars&Bucks (Starbucks değil) cafelerinde kahvelerini de içiyorlar, çünkü hayat devam ediyor, ve onlar da ayakta kalmaya çabalıyorlar…

Selma Sevkli

« Older entries