Eriha ve Lut Gölü

Dünyadaki ilk yerleşim yeri, ilk şehir olarak kabul edilen Eriha, İncil’deki ismiyle ‘palmiyelerin şehri’, çarpıcı zıtlıkları içinde barındıran “parfüm”anlamına gelir; çölle çevrelenmiş vahada, harika kokulu çiçekler ile donanmış, yeşil bir bitki örtüsü barındırır. Subtropikal iklimin etkisiyle harikulade bir bahçe, kış için ılık bir mesken, diğer kentlerden gelenler için huzurdur…Ürdün’ün doğusunda bulunan Eriha, Lut Gölü’nün 8 kilometre kadar kuzeyinde kalmaktadır.

Bu vadinin verimli topraklarının ilk ve en meşhur sahibi Kleopatra’dır; eskiden çevresi çiftliklerle çevrilmiş verimli topraklar M.Ö. 35′te Kleopatra’ya Mark Antony tarafından hediye edilmiştir.

1948 e kadar Eriha , büyük ve barış dolu bir şehirken, İsrail’in kuruluş sürecinde Lidd’den, Ramle’den ve Kudüs’ün batısındaki köylerden göçe zorlanan binlerce Filistinli bu şehre sığınmak zorunda kamıştır. Eriha’nın çevresinde Aqbat Jaber (30,000 kişi), Ein es-Sultan (25,000 kişi) ve Nuama (20,000 kişi) olmak üzere üç kamp oluşturulmuş, Eriha köyü, belediye statüsü alarak şehre dönüşmüştür

1952′deki Eriha konferansının ardından, Ürdün Emirliği ve Batı Şeria, Ürdün krallığı olarak tekrar isimlendirildi. Bu arada Filistin Bağımsızlık Hareketleri (El Fetih, Arap Milliyetçilik Hareketi ve Komünist Parti ) İsrail in kamplara müdahale etmesine direniş gösteriyordu.

1967 savaşıyla tekrar yerlerinden edilen Filistinliler bu kez doğuya göç etmeye başlamışlardır. Bu dönemde Nuama kampı tamamen yıkılmış, şehrin tamamına yakını bölgeyi terk etmiştir. 1994′te İkinci Oslo antlaşması imzalandığında, Eriha Gazze Şeridi gibi Batı Şeria’nın ilk özerk Filistin Şehri ve olmuştur. Zaman zaman giriş çıkışlar sınırlansa da, şehir turizm bölgesine dönüştürülmüştür. El Aksa İntifadası sırasında ve sonrasında bölgeye giriş çıkışlar sınırlanmışsa da, şu sıralar şehir yeniden turizm açısından canlanmış durumdadır.

Görülecek Yerler

Zaccheus Sycamore Ağacı

Es-sultan yolunda, Hişam Sarayı Otelinin kuzeyinde bulunan ağaç normal ağaçlar gibi görünse de Hristiyan geleneğinde farklı bir anlam taşır. Zacchaeus, şehri daha iyi görebilmek için arkasında kalabalık bir halkla bu ağaca kadaryürümüştür…(Luka 19:4)

Tel es-Sultan (Eski Eriha)

Şehir merkezinden iki kilometre kuzeyde bulunan bölge her gün 08:00 – 17:00 saatlerinde ziyaret edilebilir. (ücret 12 NIS)

Ein Es-sultan nehriyle serinleyen arazideki ekosistem bölgesi tarihte ilk tarım topluluklarının tarım kültürünü geliştirmeleri için ideal olmuştur. Bölgeye ilk yerleşim M.Ö.onuncu binyılın ikinci yarısında yerleşmiştir.

Hişam Sarayı

M.Ö. 740′ta inşa edilen Hişam Sarayı tarih boyunca avlanma ve tarım merkezi olmuştur. Hişam Sarayı Emevi devrinde ülke yerleşiminin en etkileyici yeri olduğundan arkeologlar buraya “Orta Doğu’nun Versay’ı” adını vermişlerdir. Saray her gün 08:00- 17:00 saatlerinde ziyarete açıktır. (ücret 8 NIS)

Kurantul Manastırı

Hz. İsa’nın 40 gün 40 gece oruç tutarak şeytanla imtihan edildiği ve sonrasında peygamberliğini ilan ettiği manastır bugün Yunan Ortodoks Kilisesi’ne bağlı bir manastırdır. Tel es-sultan’dan 400 metre tırmanarak ya da 1999′da hizmete açılan teleferikle ulaşılabilir. (Hergün 08:00-21:00 arası $ 8.oo ; telefon: +972 02-232-1590, www.jericho-cablecar.com .)

Ayartma Dağı üzerinde olan manastır; Lut Gölü, Ürdün Vadisi, ve Eriha ile harika bir manzara sunar.

Şeker Değirmeni (Tawahin es-Sukkar)

Tel Es Sultanın yakınında; restoranın hemen altında bulunan değirmene giriş ücretsizdir.

Bölgede şeker yapımı Emevi dönemine denk gelse de (M.S. 7-8. yüzyıllat) geçmişi Haçlılar dönemine kadar uzanmaktadır. Bahsi geçen değirmen; Ayartma Dağı’nda, ortaçağa özgü , hidrolik sistemle çalışan bir şeker değirmenidir.

Khirbet Na’ran

449 numaralı yolda, Eriha’ ya 4 kilometre uzakta bulunan alan her gün 08:00- 16:00 saatleri arasında ziyarete açıktır. (ücret 7/10 NIS)

Ark Es-Sultan Vadisi üzerindeki kemerden suyu alarak Hişam Sarayı’na ulaştırır. Burada bir evin altında Bizans sinagogu kalıntıları bulunmuş ve alan İsrail ordusu tarafından koruma altına alınmıştır. Renkli bir mozaik alanı bulunan bölgedeki süslemelerin benzerleri, bu döneme ait bazi kiliselerde de bulummuştur.


Ein es-Sultan Mülteci Kampı

Kamp 1948′de Ayartma Dağı arazisi üzerinde kurulmuştur.1967 savaşı öncesinde 25000 mülteci burada yaşarken şimdilerde bu sayı son sürgünde mültecilerin Ürdün’e gitmeye zorlanmasıyla 2000′lere düşmüştür.

Eriha Civarı ve Lut Gölü

Dier Hijla (Aziz Gerasimus Manastırı)

Hz. İsa’nın vaftiz edildiği sit alanı içinde bulunan manastır, Aziz Gerasimus tarafından M.S. 455′te yapılmıştır.Burada hala eski Yunan Ortodoks cemaatinin bir bölümü yaşamaktadır.

Eriha’nın doğusunda, Ebu-Bekir yolunda ya da 90. numaralı yolu geçerek ulaşılan manastırın misafirhanesi vardır. Gecelik ücret 50 NIS’tir. (tel 02-994 3038) Önceden rezervasyon yapılması tavsiye edilir.

Khirbet Kumran

Bu mevki ününü çevresindeki uçurumlardaki mağaralarda bulunan Lut GölüYazıtları’ndan alır. 1947de genç bir Bedevi’nin kazara toprak kaplara el yazması bakır yazıtlara rastlaması ile bulunmuştur.

Eriha’nın 20 km güneyinde yer alan bölge her gün 08:00 -16:00 saatleri arasında ziyarete açıktır. (ücret 16 NIS)

*Mayıs 2007 itibariyle 3 NIS= 1 YTL

Lut Gölü (Ölü Deniz)

Bazı nadir mikroorganizmalar hariç; ne flora ne de faunanın bu denizde yaşayamaması gölün adının Ölü Deniz olmasını açıklar. Bazı nehirlerce taşınan balıklarda da gölün tuz oranının yüksek olmasından dolayı hemen ölmektedirler. Balıklar tuza bulanmış bir biçimde sahilde görülür.

Lut Gölü, Afrika- Suriye ayrımındaki en aşağı noktada , deniz seviyesinden 400 metre aşağıda bulunur. Gölün yüzeyi dünyanın en alçak noktasıdır ki; deniz seviyesinden 800 metre aşağıdadır. Bu büyük tuzlu göl, karşılıklı uzak noktalarından 80 km /18 km genişliktedir. Aslinda Göl eski Lisan Denizi’nin bir parçasıdır. Su seviyesi eski zamanlardan beri her yıl 18santimetre kadar çekilmektedir.

Yine de bazı dengesizliklerin işaretleri görülmektedir: bazı deniz altındaki parçalar su yüzeyine çıkmaktadır. Geçmiş zamanlarda bu parçalar toplanır, kurutulur ve ısınmak için kulanılırdı. Diğer bir dengesizlik ise; gölün Dogu Şeria’da sıcak sülfür kışlarına neden olan tabakalardır. Çevreciler, Lut Gölü’nün yok olmaya başladığı yönünde uyarılar vermektedirler. Gölün iki yakasındaki Ürdün ve İsrail’in bromür endüstrisinin buna neden olduğunu belirtirler. Ancak daha çok İsrail fabrikaları yüzünden temiz su sıkıntsı çekilmektedir. Oluklar endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Eğer tehlike değilse, bu fabrikaların kirli atık boşaltımı ayrıca zarar veren faktörlerin başında yer alır.

Lut Gölü’nde Yüzmek

Feslika

Kumran’nın 3 kilometre güneyinde bulunur. Her gün (nisan-ekim 8-17:oo) (kasım-mart 8-16:oo)

Ein Gedi

Eriha’dan 50 km Bir Es- Saba’ da 8o km.

Egged – Kudus (günde 1,5 saatte bir adet toplam 10 otobus seferi var)

Egged-Massada (günde 3 otobüs , seyahat 30dk)

Egged-Arad ve Bir es-Saba (günde 5 otobüs 1 yada 2 saatte bir )

Doğal koruma alanı : (Cmt- Perşembe sabah erken saatlerden yazın 17:oo ve kışın 16:oo’ya kadar)


Sodom Dağı

Ein Gedi’nin 50 km güneyinde, 90. yol üzerinde yer alır.



Kaynak: Alternative Tourism Group

Çeviren: Şeyma Şengil, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi

Fotoğraflar: Selma Şevkli

Palestinian News Sources

 
 

Newspapers and News Agencies:

 

Other sources:

  • The Electronic Intifada (ei)

    • News, commentary, analysis, and reference materials about the Israeli-Palestinian Conflict from a Palestinian perspective. Available in English.

  • Z Media (Z-Net)

    • An archive of alternative news from around the world. Available in English.

 

Non-Governmental Organizations and Research Groups

 

Palestinian:

Joint Palestinian/Israeli:

International:

  • Amnesty International (United Kingdom)

    • The worlds largest human rights research and advocacy group. Available in English, French, Spanish, and Arabic.

Neden Filistin’e Gitmeliyiz?

Maalesef, çoğumuzun Filistin’le ilgili sahip olduğu bilgiler, haberlerde bilmemize izin verilen kadarından ibaret. Biraz daha ileri gidenlerin bilgisi ise tarih ve siyaset ile sınırlı. Türkiye’de Filistin meselesine duyarlı olan ve birşeyler yapmaya çalışan grupların emeklerine saygımız sonsuz. Ancak bu duyarlılık, İsrail’i eleştirmekten ve sınırlı düzeyde ekonomik yardım yapmaktan öteye geçemiyor.

Biz inanıyoruz ki Filistin meselesi tüm insanlığı ilgilendiren bir sorundur. Hangi ideolojiye ve hangi inanca sahip olursak olalım, en temel ortak noktamız olan “insan olma” boyutu, harekete geçmek için yeterlidir.

Farklı gruplara, derneklere ve partilere mensup olmayanlar da, bireysel olarak birşeyler yapabilir. Sitemizin amacı da halihazırda Filistin’e ilgisi olan insanların, Filistin’e gitmesine yardımcı olmaktır. Sadece uçak paranız ve Türkiye’de harcadığınızdan daha az bir cep harçlığı ile duyarlılığınızı ve gerçeği keşfetme ihtiyacınızı gönlünüzle birleştirerek birkaç gün ya da birkaç ay, Filistin’e gidebilirsiniz. Ne olup bittiğini kendi gözlerinizle görebilir, işgal altında yaşamanın ne demek olduğunu bire bir yasayarak öğrenebilirsiniz.

Yakında sitemizde de yer vereceğimiz Filistin’e gidenlerin izlenimlerini okuduğunuzda da göreceksiniz ki, bu, hayata bakış açınızı büyük ölçüde değiştirecek paha biçilmez bir yaşam deneyimi.

Bu deneyimin size kazandıracakları şöyle özetlenebilir:

  • İşgal altında yaşamın ne demek olduğunu bire bir anlamak ve hissetmek
  • Zor hayat koşullarında yaşayan insanların günlük hayatlarında nelerle mücadele ettiklerine şahit olmak
  • 400 sene paylaşılan ortak kültürün izlerini görmek ve tarihi yeniden sorgulama ihtiyacı hissetmek
  • İşgalin ve savaşın ötesinde devam eden Filistin kültürünü görmek.
  • Filistinlilere dünyanın onları kaderine terk etmediğini orada oluşunuzla göstermek
  • Filistinliler’in size göstereceği inanılmaz düzeydeki samimiyeti, misafirperverliği ve sevgiyi yaşamak.

  • Yapacağınız cüzzi düzeydeki yemek ve yol harcamalarıyla dahi olsa Filistin ekonomisine katkıda bulunmak
  • Dünyanın birçok ülkesinden sizinle benzer kaygı, hassasiyet ve amaçlarla Filistin’e gelmiş gönüllülerle tanışmak ve arkadaş olmak.
  • Tüm bu zorluklar içinde insanların eğitime verdiği önemi görmek
  • Hala meyve veren 2500 senelik zeytin ağaçlarını görmek

  • Çoğu kimseyle İngilizce iletişim kurabilmek ve günlük hayatta size yetecek kadar Arapça öğrenmek
  • Filistinliler’den sabır ve dayanışma konusunda öğrenecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu görüp şaşırmak

  • Mezarlıklar ve bombalanmış evler arasında oynayan çocukların gözlerindeki ışıltıyı ve hüznü bir arada görmek

  • Filistinliler’in pek de haksız olmadıkları “Buraya hiç Türk gelmez” yargısını değiştirmek
  • Karsılaştığınız manzaraları anlamlandırmaya çalışırken ruhunuz daraldığında Mescid-i Aksa’ya gidip huzur bulmak

  • Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği yerde durarak, Hz. İsa’nın yürüdüğü “Acılar Yolu”nu izlemek

  • Zamanın durduğu Kudüs Eski Şehir sokaklarında hala Türkçe konuşan Ermenilere, Süryanilere rastlamak, şaşırmak ve sohbet etmek
  • Kültürler arası diyalog için kendi adınıza bir köprü vazifesi görmek

  • Karşılık beklemeden birşeyler vermenin hazzını yaşamak
  • Muhteşem Filistin yemeklerini tatmak
  • Zeytin ağaçlarıyla kaplı yollarda giderken binlerce yıllık geçmişi olan bu toprakların tarihini yeniden merak etmek ve öğrenmek
  • Üç ilahi din için de kutsal kabul edilen bu topraklardaki manevi atmosferi hissetmek
  • Kudüs’ün dünyanın merkezi olup olmadığını bire bir test etmek
  • Döndüğünüzde çevrenizdekilere anlatacağınız birçok anıya ve deneyime sahip olmak
  • Bir insanlık vazifesini bireysel olarak yerine getirmiş olmanın doyumunu yaşamak
  • Daha fazlasını yapmak için güdülenmek
  • Dünyanın başka yerlerindeki insanlık ayıplarına karşı istemli/istemsiz duyarlılığınızı arttırmak.
  • Türkiye’deki meselelere bakış açınızda yeni ufuklar açmak
  • Tatil olgusunun güneyde ya da Avrupa’da yıllardır yapageldiğimiz güneşlenmek-eğlenmek-müze gezmek kısır döngüsünün ötesinde de değerlendirebileceğini bire bir deneyimleyerek, bir dahaki seyahatiniz için planlar yapmaya başlamak
  • Ve gidince bu listeye eklemek isteyeceğiniz onlarca sebepiniz onlarca yeni sebep.



Panel: Adı Çok Söylenip Kendi Az Bilinen Bir Dünyaya Dair- ALTERNATİF FİLİSTİN

Konuşmacılar: Aycan Ak, Selma Şevkli
Tarih :10 Mayıs 2007 Perşembe
Saat:16.00-18.00
Yer: Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü KY 225 no’lu salon.
Organizasyon: Bilgi Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Kulübü
Program: Ilk bolumde şehirler arası ulaşım, harcamalar, neden ve nasıl gidebiliriz, gezilecek görülecek yerler, Filistin’de eğitime verilen önem, günlük hayat, Nasıra’da yaşayan Arap İsrailliler, Filistin yanlısı İsrailliler vs. (Seyahat sırasında çekilen fotoğrafların bir bölümü konuşma sırasında akacak, en sonda ayrıca bir power point sunum)

İkinci bölümde, yine yakın zamanda Filistin’e gitmiş Lila Mastora ve Murat Özsoy da bize katılacak ve hep birlikte dinleyicilerin sorularına yanıt arayacağız. Hepinizi bekliyoruz…

Filistin’e Seyahat Rehberi- 1: Vize & Ulaşım

Filistin’e gitmek sanıldığı kadar zor olmamakla birlikte sınırlarda ve kontrol noktalarında karşılaşılacak uzun bekleyişlere ve sorgulamalara hazırlıklı olunmalıdır.

Vize:

Filistin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamamakla birlikte, sınır kontrolü İsrail’e ait olunduğundan vize işlemleri İsrail kanalıyla yapılmaktadır.İsrail, yeşil (hususi), gri (hizmet) ve kırmızı (diplomatik) pasaport sahiplerine üç aya kadar olan seyahatlerde vize uygulamamaktadır.

Güncel bilgiler için lütfen buraya tıklayınız.

Lacivert (umumi) pasaport sahiplerinin ise Ankara Büyükelçiliği’ne ya da İstanbul Başkonsolosuğu’na vize başvurusunda bulunmaları gerekmektedir. Vize ücretsizdir.

GEREKLİ EVRAKLAR

1. En az altı ay geçerli pasaport
2. Son bir yıl içerisinde çekilmiş bir adet fotoğraf
3. Bir adet vize formu
4. Bulunduğu iş yerinden çalıştığını gösterir belge (maaş bordrosu, sigorta bildirgesi vb.)
5. Çalıştığı işyerinin Ticaret Odası kaydı
6. İsrail’de herhangi bir tanıdığı var ise o kişiden bir davet yazısı
7. Otel rezervasyonu
8. Uçak bileti rezervasyonu
9. Herhangi bir turizm acentasının organize ettiği bir tur ise, acentanın gezi programı.

Daha detaylı bilgi için:

İsrail İstanbul Başkonsolosluğu

İsrail Ankara Büyükelçiliği

Ulaşım:

Pasaportunuzda İsrail vizesi olduğu takdirde Ürdün ve Mısır hariç Arap ülkelerine girişiniz reddedildiğinden karayoluyla Filistin’e ulaşmak oldukça zor olabilir. Havayolu tercih edildiğinde, Filistin’in kendisine ait bir havaalanı olmadığından Tel Aviv ya da Amman havaalanları kullanılmaktadır.

Amman Ürdün Rotası:

Türk Hava Yoları ve Royal Jordanian Airlines her gün İstanbul – Amman seferi düzenlemektedir. Ürdün vizesi havaalanında alınabilir.

Havaalanından sonra Filistin’e ulaşmanın iki yolu vardır:

1- Allenby Köprüsü Amman havaalanına en yakın sınırdır. Havaalanından köprüye gidiş taksiyle bir saat uzaklıktadır ve yaklaşık 30 dolar tutar. Bu sınır, Filistinliler’in yurtdışına tek çıkış noktası olduğundan oldukça kalabalıktır. Sınırı geçtikten sonra taksiyle direk Ramallah’a ulaşabilirsiniz (yaklaşık 30 dolar) ya da minibüsle Kudüs’ gidebilirsiniz. Kudüs eski şehrin Şam Kapısı’ndan her 15 dakikada bir Ramallah’a minibüs kalkmaktadır (1 dolar).

2- Şeyh Hüseyin Köprüsü Amman havaalanından 1.5 saat uzaklıktadır. Taksiyle 50 dolar tutar. Sınırı geçtikten sonra Kudüs’e iki saat sürecek bir otobüs yolculuğu sonunda ulaşabilirsiniz. Allenby’e nazaran daha az kalabalık olsa da ulaşım daha uzun sürer ve daha pahalıya mal olur.

Tel-Aviv Rotası:

Bu seçenek, Ürdün’e kıyasla daha kısa ve ucuzdur. Ben Gurion havaalanından günün her saatinde Kudüs’e servisler sefer yapmaktadır.(10 dolar) 45 dakikalık bir yolculuk sonrası Kudüs’e vardığınızda yapmanız gereken, eski şehir Şam Kapısı’nı bulmak ve Ramallah’a giden minibüsleri sormaktır. Kudüs-Ramallah arası kontrol noktalarında sorun yoksa 25 dakika sürer.

Ramallah, Filistin ulaşımının kilit noktasıdır. Buradan Nablus’a, Cenin’e, Eriha’ya ve diğer şehirlere servis yapan minibüsler akşam 8′e kadar çalışırlar. Türkiye’deki taksi-dolmuşlara benzeyen bu minibüslerle seyahat hem rahat hem de ucuzdur. Örneğin Ramallah’tan Nablus’a gitmek yaklaşık 3 dolar tutar.

Filistin’deki Türkiye TemsilcilikleriFilistin’e gitmeden önce seyahatiniz konusunda Kudüs Başkonsolosluğu‘yla irtibata geçmeniz, sınırlarda yaşayabileceğiniz olası zorluklara karşı önlem almanızda yardımcı olabilir. Her türlü sorunuzu cevaplayacaklarından ve samimiyetle size yardımcı olacaklarından emin olabilirsiniz.

Kudüs Başkonsolosluğu İletişim Bilgileri

Adres: 87, NABLUS ROAD, SHEIKH JERRAH P.O.BOX: 19031, Kudüs
Telefon: 00 972 2 5910 555 00 972 2 5910 556 00 972 2 5910 557
Faks: 00 972 2 582 02 14
E-Posta Adresi: turkudus@netvision.net.il

Konsolosluğun dışında Kudüs’te ve Ramallah’ta birkaç ay önce açılmış olan bir TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı) ofisi bulunmaktadır.

TİKA Kudüs Ofisi İletişim Bilgileri

Adres: Turkish Consulate Nablus Road, 87 Sheikh Jarrah, Kudüs
E-Posta: kudus@tika.gov.tr
Tel: (00.972) 2 540 02 08
Faks: (00.972) 2 532 23 96

TİKA Ramallah Ek Hizmet Binası İletişim Bilgileri

Adres: College Caddesi, No:4 Sanduka Apartmanı (Filistin Parlamentosu Karşısı) Ramallah
E-Posta: kudus@tika.gov.tr
Tel: (00.972) 2 297 47 46
Faks: (00.972) 2 297 47 44 – (00.972) 2 297 47 45

Daha detaylı bilgi için bağlantılar:

Wikipedia

Virtual Tourist

Bu konuyla ilgili eklemek istediğiniz bilgileri ve sorularınızı filistinegonul@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Yakında: Filistin’de konaklama, harcamalar, dikkat edilmesi gereken noktalar, pratik bilgiler

Filistin Şehirlerini Tanıyalım 1 :Nablus


Nablus şehri, Cerzim (Jarzim) Dağı (880m) ile karşısındaki İbel (Ebal) Dağı (940m) arasında genişliği 1 kilometreden az, dar bir geçit içinde uzanır. Ramallah’tan Nablus’a uzanan ovadan geçen yol doğudan batıya uzanan bu geçide ulaşmadan önce sanayi bölgesini ve Balata Mülteci Kampını keser. Nablus (Yahudilerin verdiği isimle Şehem) kentinin eski şehir merkezi ilk olarak, şimdilerde Balata Mülteci Kampı olan bir pınarın çevresinde gelişmeye başladı.

Şehem, milattan önce ikinci yüzyılda Jon Harkanyus’un ordusu tarafından yakılıp yıkıldı. Milattan sonra 70 yılında Roma imparatoru Titus bu antik şehri tamamen yok ederek, milattan sonra 79 yılında yerine geçtiği babası, imparator Flavyus Vespasianus’un şerefine Cerzim Dağı eteklerinde Flavia Neapolis adını verdiği bir yerleşim bölgesi kurdu (Latince “yeni şehir” anlamına gelen neapolis, başka dillerdeki söylenişiyle değişime uğrayan Nablus’a benzer biçimde, Napoli şehrine de isim vermiştir). Flavia Neapolis gittikçe gelişerek; forum, amfi-tiyatro, hipodrom ve iki yanında sütunların sıralandığı, taşla döşenmiş yollarıyla tipik bir Roma şehri görünümünü kazandı. Daha sonra şehrin etrafı bir surla çevrildi.
Roma işgalinin ilk kurbanları arasında olan Samaryalıların bir direnişi olmadan, bölgede Yunan-Roma dini inanış ve ayinleri yayıldı. Dördüncü yüzyılda Hıristiyanlığın sonraki yayılışı ve resmi din olarak tanınması Samarya toplumunu ölümcül bir lanet gibi vurdu. 636 yılında Nablus, Arap orduları tarafından fethedildi ve hızlı bir İslamlaşma süreci ile Arap hakimiyeti altına girdi. Daha çok eski Samarya ve Roma tapınaklarının bulunduğu yerlere kurulmuş olan Hıristiyan ibadet yerleri birer birer cami ve mescitlere dönüştürüldü. Nablus, Arap coğrafyacı El-Mukaddesi’nin (10. yy) adını taktığı ve bugüne kadar gururla taşıdığı bir ünvan olan “Küçük Şam” lakabını alacak kadar, Emevi başkenti Şam’ı örnek alarak gelişti.


XI. yüzyılda Nablus Abbasiler ile Fatımiler arasında geçen iktidar mücadelelerinin merkezi oldu. Bu çekişmeler, bölgeyi haçlıların işgaline açık hale getirdi. III Baldwin’in annesi, Kudüs kraliçesi Melisende, kral naipliği sona erdikten sonra Nablus’u elinde tuttu ve 1152 yılından 1161 yılına kadar orada hüküm sürdü. 1187 yılında Salahaddin Eyyubi şehri geri aldı. Sonraki yüzyılda şehir, Memluklar döneminde yeniden refaha kavuşmasından önce, 1202 yılında meydana gelen deprem, 1260 yılında Moğolların işgali ve 1280 yılında Bedevilerin yağmalaması ile birkaç felaketi ard arda yaşadı. Sabun, pamuklu kumaş üretimi ve hamur işi tatlılarıyla tüm Arap dünyasında şöhret kazandı.

XIX. yüzyılın sonunda Nablus, 1909 ile 1914 arasında Türk milliyetçilik hareketi, Siyonist göçü ve İngiliz sömürgeciliği ile karşı karşıya gelen Arap milliyetçiliği hareketinin siyasi arenası oldu. Filistin ulusal hareketi (1936) ayaklanması sırasında, bir Filistin Ulusal Heyeti bile oluşturan ilk şehirdi. Sömürgeciliğe ve işgale karşı yenilikçi konumu ona Cebelün-Nur (Nur Dağı) ismini kazandırdı. 1963 yılı yazında, Filistin özgürlük hareketleri ile Nablus’ta “Filistin Cumhuriyeti” dahi ilan edildi. Bu durumun, Kral Hüseyin’e bağlı Ürdünlü yetkililerce şehrin daha sıkı denetim altına alınmasına yol açtığını söylemeye gerek yoktur.

Sonradan gelen İsrail işgali, baskının yeni biçimlerini de beraberinde getirdi. Birçok Filistinli siyasi lider suikast girişimlerinin kurbanı oldu. 1980 yılında Nablus’un seçimle gelen belediye başkanı Bessam Şaka’a, arabasına yerleştirilen bombanın patlamasıyla iki bacağını birden kaybetti. Saldırıdan sağ kurtulan Şaka’a İsrailli yetkililer tarafından görevinden uzaklaştırılarak ev hapsine alındı. 1995 yılında Nablus özerk bir Filistin şehri oldu (A Bölgesi), ancak Yahudi yerleşimciler tarafından etrafı tamamen sarıldı. Birçok küçük üreticinin (başlıca mobilya ve inşaat malzemesi) bulunduğu şehrin ekonomik durumu, İsrail’in dışarıya mal satışı ve İsrail pazarına bağımlı olma konusunda getirdiği kısıtlamalarla felce uğradı.

Filistinlilerin, güçlü direnişini ima ederek “Nur Dağı” adını verdikleri şehre, İsrailli yetkililer, El-Aksa İntifadası’nın patlak vermesinden (1987) bu yana “terörizmin başkenti” adını taktılar ve İntifada’nın başlamasından beri defalarca bombaladıkları şehri acımasızca kuşatma altında tuttular. Nisan 2002’de İsrail ordusunun şehir merkezine girişinden sonra, çevredeki yedi adet kontrol noktası ile zaten sıkı bir kuşatma altında tutulan halk, Temmuz ayından Ekim ayının ortasına kadar neredeyse sürekli bir sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya bırakıldı. Daha sonra sokağa çıkma yasağı 79 saatliğine, üç günden biraz fazla bir süre için kaldırıldı.

GEZİLECEK YERLER


Belediye Turizm Bürosu
Rehberli gezi turları düzenlenir (Cuma günleri hariç, hergün 8:00-16:00 arası açıktır; Fransızca, İngilizce, Almanca veya İtalyanca olmak üzere iki saatlik bir rehberli gezi turu 200 NIS’tır). Büro kapalı olduğunda Nablus Belediyesi ile görüşünüz (09- 237 9313).

  • Kasaba – Tarihi Eski Şehir
  • El-Kebir Camii – Büyük Cami
  • Şeyh Bedreddin Türbesi
  • Şifa Hamamı (Hamam eş-Şifa)

Nâsır Caddesi üzerinde, Salı ve Pazar günleri hariç erkeklere hergün saat 8:00-24:00 arası; saat 8:00-17:00 arası kadınlara ve 17:00-24:00 arası erkeklere açıktır. Banyo 18 NIS, masaj 10 NIS ve deve tüyü fırça ile banyo 10 NIS’tır. Bu hamam 1624 yılında (Osmanlı dönemi) Tukan ailesi tarafından yaptırılmıştır. İstek üzere musiki (klasik Arap repertuarı) icra edilir (tel: 09 -238 1176: toplam ücret 700 NIS).

El-Hâna (Sümera) Hamamı – (Hamam al-Hana)

Jadet al-Yasmina Caddesi üzerinde, Salı günleri hariç erkeklere hergün saat 6:00-23:00 arası; saat 8:00-17:00 arası kadınlara açıktır. Banyo 20 NIS, masaj 10 NIS ve deve tüyü fırça ile banyo 5 NIS’tır. Bu hamam antik geçmişi ile övünür. 1928 yılından beri kapalı olmasına rağmen 1995 yılında yeniden hizmete açılmıştır.

Tukan Sabun Fabrikası: Şehitler Caddesi köşesinde

Bader Sabun Fabrikası: Nâsır Caddesi, 20 Numara, Nâsır Camii’nin karşısı

Roma Amfi-tiyatrosu: Giriş ücretsizdir; demir kapının solundaki küçük atölyenin sahibinden anahtarları isteyiniz.

Hipodrom – At ve savaş arabaları yarışlarının yapıldığı meydan: Batı ucu dahil bazı kısımları kazı ile ortaya çıkarılmıştır. Bir parçası, burayı Şehitler Meydanına bağlayan dar sokak boyunca uzanır.


Nablus, dünyada Künefe’nin merkezi olarak kabul edilmektedir.

Nablus şehrinde birçok Osmanlı eseri ve Türk hamamı görülebilir.


Şehirde hala Türk soyadı taşıyan aileler Osmanlı döneminden kalma evlerinde yaşamaktadır.

NABLUS BÖLGESİNDEKİ DİĞER YERLER

Balata Mülteci Kampı: UNRWA temsilcisi, Taysir Davud, tel:09-238 8038.

Askar Mülteci Kampı: Sosyal Gelişim Merkezi Müdürü, Amjad Rfaie, amjadrfaie@yahoo.co.uk ve visitnablus.org

Hz. Yakub Kuyusu: Balat Kampı girişindedir. Pazartesi’den Cumartesi’ye 8:00-12:00 ile 14:00-17:00 arası açıktır. Giriş ücretsizdir. Bağış kabul edilir.

Hz.Yusuf Türbesi: Hz. Yakub kuyusunun kuzeyindedir.

Tel Balata (Şehem) ve Kalıntıları: Balata Mülteci Kampının içinde, giriş ücretsizdir.

Cerzim Dağı: Muhteşem bir manzaraya sahip olan bu yöreye özel bir taksi ile yolculuk 20 ile 25 NIS arası ücrete tabidir. Samaryalılar Müzesi köy merkezindedir.

Tel al-Far’a: Ürdün Vadisi yönünde Nablus’tan 12 kilometre uzaklıkta, al-Far’a Mülteci Kampının yanında bulunmaktadır.

GÖRÜŞÜLECEK KİŞİ ve KURUMLAR

Bessam Şaka’a
Nablus’un eski belediye başkanı olan Bessam Şaka’a, bilgi ve deneyimini paylaşacak her kişi ve grup ile görüşmekten mutluluk duyar (tel: 09-238 4605).

An-Najah Üniversitesi
Halkla İlişkiler Bölümü, tel: 09-238 1113/7, www.najah.edu. Üniversite yaz dönemi ve akademik yıl boyunca yoğun Arapça dil kursları eğitimi verir. Bu kurslar pahalı değildir ve dil öğrenimi için uygun bir ortam sağlar. Yabancı öğrenciler için şehirde pansiyonlar mevcuttur.

Filistin Mülteci Haklarını Savunma Komitesi ve Yafa Kültür Merkezi
Her iki kuruluş da Hz. Yakub Kuyusu yakınında, Balata Mülteci Kampındaki binanın aynı katında bulunmaktadır. Tel: 09-232 4930. yafacult@hally.net. Kamp gezileri düzenlenebilir.

Kadın Faaliyetleri Merkezi
Balata Mülteci Kampında, Filistin Mülteci Haklarını Savunma Komitesinin karşısında bulunmaktadır. Tel:09-2324052.

Nablus ile ilgili daha detaylı bilgi için:

www.visitnablus.org 

http://en.wikipedia.org/wiki/Nablus

http://www.nablus.org/

http://www.najah.edu/

http://wikitravel.org/en/Nablus

http://electronicintifada.net/cgi-bin/artman/exec/view.cgi/11/3807

http://www.nablusculture.ps/

Yakında: Nablus’ta işgal ve direniş, kültür, giyim, yemekler.

Not: 3 NIS = 1 YTL, güncel kur için www.xe.com/ucc adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak: http://www.patg.org/index.php?page=more_about_palestine.palestinian_cities.nablus
Çeviren: Ahmet Olcay
Eskişehir Anadolu Üniversitesi, İşletme Bölümü Öğrencisi

Filistin’e Seyahat Rehberi- 1: Vize & Ulaşım

Vize:

Filistin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamamakla birlikte, sınır kontrolü İsrail’e ait olunduğundan vize işlemleri İsrail kanalıyla yapılmaktadır.
İsrail, yeşil (hususi), gri (hizmet) ve kırmızı (diplomatik) pasaport sahiplerine üç aya kadar olan seyahatlerde vize uygulamamaktadır.

Güncel bilgiler için lütfen buraya tıklayınız.
Lacivert (umumi) pasaport sahiplerinin ise Ankara Büyükelçiliği’ne ya da İstanbul Başkonsolosuğu’na vize başvurusunda bulunmaları gerekmektedir. Vize ücretsizdir.

GEREKLİ EVRAKLAR

1. En az altı ay geçerli pasaport
2. Son bir yıl içerisinde çekilmiş bir adet fotoğraf
3. Bir adet vize formu
4. Bulunduğu iş yerinden çalıştığını gösterir belge (maaş bordrosu, sigorta bildirgesi vb.)
5. Çalıştığı işyerinin Ticaret Odası kaydı
6. İsrail’de herhangi bir tanıdığı var ise o kişiden bir davet yazısı
7. Otel rezervasyonu
8. Uçak bileti rezervasyonu
9. Herhangi bir turizm acentasının organize ettiği bir tur ise, acentanın gezi programı.

Daha detaylı bilgi için:

İsrail İstanbul Başkonsolosluğu
İsrail Ankara Büyükelçiliği

Ulaşım:

Pasaportunuzda İsrail vizesi olduğu takdirde Ürdün ve Mısır hariç Arap ülkelerine girişiniz reddedildiğinden karayoluyla Filistin’e ulaşmak oldukça zor olabilir. Havayolu tercih edildiği takdirde, Filistin’in kendisine ait bir havaalanı olmadığından Tel Aviv ya da Amman havaalanları kullanılmaktadır.

Amman Ürdün Rotası:

Türk Hava Yoları ve Royal Jordanian Airlines her gün İstanbul – Amman seferi düzenlemektedir. Ürdün vizesi havaalanında alınabilir. Havaalanından sonra Filistin’e ulaşmanın iki yolu vardır:

1- Allenby Köprüsü Amman havaalanına en yakın sınırdır. Havaalanından köprüye gidiş taksiyle bir saat uzaklıktadır ve yaklaşık 30 dolar tutar. Bu sınır, Filistinliler’in yurtdışına tek çıkış noktası olduğundan oldukça kalabalıktır. Sınırı geçtikten sonra taksiyle direk Ramallah’a ulaşabilirsiniz (yaklaşık 30 dolar) ya da minibüsle Kudüs’ gidebilirsiniz. Kudüs eski şehrin Şam Kapısı’ndan her 15 dakikada bir Ramallah’a minibüs kalkmaktadır (1 dolar).

2- Şeyh Hüseyin Köprüsü Amman havaalanından 1.5 saat uzaklıktadır. Taksiyle 50 dolar tutar. Sınırı geçtikten sonra Kudüs’e iki saat sürecek bir otobüs yolculuğu sonunda ulaşabilirsiniz. Allenby’e nazaran daha az kalabalık olsa da ulaşım daha uzun sürer ve daha pahalıya mal olur.

Tel-Aviv Rotası:

Bu seçenek, Ürdün’e kıyasla daha kısa ve ucuzdur. Ben Gurion havaalanından günün her saatinde Kudüs’e servisler sefer yapmaktadır.(10 dolar) 45 dakikalık bir yolculuk sonrası Kudüs’e vardığınızda yapmanız gereken, eski şehir Şam Kapısı’nı bulmak ve Ramallah’a giden minibüsleri sormaktır. Kudüs-Ramallah arası kontrol noktalarında sorun yoksa 25 dakika sürer.

Ramallah, Filistin ulaşımının kilit noktasıdır. Buradan Nablus’a, Cenin’e, Eriha’ya ve diğer şehirlere servis yapan minibüsler akşam 8′e kadar çalışırlar. Türkiye’deki taksi-dolmuşlara benzeyen bu minibüslerle seyahat hem rahat hem de ucuzdur. Örneğin Ramallah’tan Nablus’a gitmek yaklaşık 3 dolar tutar.

Filistin’deki Türkiye Temsilcilikleri

Filistin’e gitmeden önce seyahatiniz konusunda Kudüs Başkonsolosluğu‘yla irtibata geçmeniz, sınırlarda yaşayabileceğiniz olası zorluklara karşı önlem almanızda yardımcı olabilir. Her türlü sorunuzu cevaplayacaklarından ve samimiyetle size yardımcı olacaklarından emin olabilirsiniz.

Kudüs Başkonsolosluğu İletişim Bilgileri

Adres: 87, NABLUS ROAD, SHEIKH JERRAH P.O.BOX: 19031, Kudüs
Telefon: 00 972 2 5910 555 00 972 2 5910 556 00 972 2 5910 557
Faks: 00 972 2 582 02 14
E-Posta Adresi: turkudus@netvision.net.il

Konsolosluğun dışında Kudüs’te ve Ramallah’ta birkaç ay önce açılmış olan bir TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı) ofisi bulunmaktadır.

TİKA Kudüs Ofisi İletişim Bilgileri

Adres: Turkish Consulate Nablus Road, 87 Sheikh Jarrah, Kudüs
E-Posta: kudus@tika.gov.tr
Tel: (00.972) 2 540 02 08
Faks: (00.972) 2 532 23 96


TİKA Ramallah Ek Hizmet Binası İletişim Bilgileri:

Adres: College Caddesi, No:4 Sanduka Apartmanı (Filistin Parlamentosu Karşısı) Ramallah
E-Posta:
kudus@tika.gov.tr
Tel: (00.972) 2 297 47 46
Faks: (00.972) 2 297 47 44 – (00.972) 2 297 47 45

Filistin Hakkında: Kimlik Bilgileri, Coğrafi Konum, Sosyal Yapı, Ekonomık Durum, Dini Durum, Eğitim

Kimlik Bilgileri

Resmi adı: Filistin Ulusal Otoritesi (Filistin Özerk Yönetimi)
Başkent: Kudüs
Nüfusu: 3.512.062 (Batı Şeria 2.237.194 Gazze 1.274.868).
Yüzölçümü: 10.435 km2 (1948 öncesi İngiliz işgali döneminde Filistin topraklarının toplam yüzölçümü 27.000 km2’dir.)
Önemli Şehirleri: Kudüs, Ramallah, Nablus, Beytüllahim, El Halil, Cenin, Refah.
Din: %85 Müslüman, %5 Hıristiyan, %10 Yahudi.
Dil: Arapça, İbranice.

Coğrafi Konum

10.435 km2’lik yüzölçümüne sahip olan Filistin, Akdeniz’in doğusunda, Ürdün’ün batısında ve Lübnan’ın güneyinde yer almaktadır. En önemli akarsuları Şeria nehri olarak da adlandırılan Ürdün nehri ile Yermük nehridir. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla Ürdün toprakları arasında sınır oluşturan Ürdün ırmağının doğusu Doğu Yaka, batısı Batı Yaka (Batı Şeria) olarak adlandırılır. Her iki yaka da tarıma elverişli düzlüklerden oluşmaktadır. Ürdün ırmağı, batısı işgal altında, doğusu Ürdün’ün elinde olan Lut gölüne akar. Ölü Deniz olarak da adlandırılan Lut Gölü tuz ve fosfat bakımından zengindir.

Sosyal Yapı ve Filistin Kimliği

Batı Şeria ve Gazze bölgelerinden oluşan Filistin’de sosyal yapı birbirinden kısmen farklıdır. Batı Şeria’da toplumun etnik olarak %83’ünü Filistinli Araplar oluştururken, geri kalan %17’lik oranı Yahudi nüfus teşkil etmektedir. Dini açıdan nüfusun %75’i Müslüman, %17’si Yahudi ve %8’i de Hıristiyan ve diğer din mensuplarından oluşmaktadır. Dil açısından bakıldığında ise, etnik yapıya uygun olarak Filistinli Arapların tamamına yakını Arapça, Yahudiler İbranice ve İngilizce konuşmaktadır.

Yahudi işgalinden kısmen korunmuş olan Gazze Şeridi’nde ise nüfusun % 99.4’ünü Araplar, % 0.6’sını ise Yahudiler oluşturmaktadır. Bölgede yaşayan halkın %98.7’si Müslüman, %0.7’si Hıristiyan ve %0.6’sı ise Yahudi’dir.

Ekonomik Durum

1948 öncesi Filistin topraklarında ekonomik dengeler büyük oranda Filistinliler lehine bir görünüm arz ediyordu. Bu tarihte bölgede tarımsal üretimde kullanılan özel mülkiyet oranlarına göre, Filistinli Arapların sahip olduğu tarımsal alan 24.670.000 dönümü bulurken, Yahudilerin sahip olduğu tarımsal üretim alanı ise sadece 1.514.000 dönüm idi. Yahudilerin ekonomik refahı ile Filistinli Araplarınki arasındaki fark karşılaştırılamayacak kadar büyüktü. Endüstriyel açıdan bakıldığında da, İngiliz sömürge yönetiminin işgalinin başlarında yapılan bir istatistik, 1927 yılında Filistin’de 1236 endüstriyel yatırımın bulunduğunu, üretim tesislerinin %75’inin Filistinlilere (925 adet), buna karşın sadece %24’ünün Yahudilere (300 adet) ait olduğunu göstermekteydi. Yahudi göçleri ve buna bağlı olarak uluslararası Siyonist örgütlerin ekonomik yardımları ile bu denge zaman içinde tersine döndüğü halde uzun yıllar, Filistin’deki ekonomik varlıklar Filistinlilere ait olarak kalmıştır. Ancak İsrail’in kurulmasından sonra Filistin topraklarının %80’indeki tesisler Yahudilerin eline geçmiştir.

1967 öncesinde İsrail ile herhangi bir ekonomik bağı olmayan Batı Şeria ve Gazze, İsrail’in 1967’deki işgalinin ardından, ekonomik gelişme açısından istikrarsız bir süreç içerisine girdi. 1967 İsrail işgalinden sonra Batı Şeria ekonomisi büyük ölçüde zarar gördü. Bu dönemde ilk olarak, Batı Şeria ve Gazze’nin önceki ticari ilişkileri kesilerek, bu bölgeler, İsrail ile asimetrik ekonomik ilişkiler kurmak zorunda bırakıldı. 1967 savaşından sonraki ilk beş yıl içerisinde Filistin ve İsrail arasındaki ekonomik bağlar istikrarlı bir yapıya kavuşmuştu. Bu bağların temelini oluşturan ve birbiriyle yakından ilişkili iki unsur olan işçi hareketleri ve çift taraflı ticaret, Filistin ve İsrail arasında „tamamlanmamış bir ekonomik entegrasyon“ şeklinde tanımlanabilecek bir yapıyı doğurdu. İsrail ile Batı Şeria arasındaki ilişkiler, egemen gücün, çevrenin üretken ekonomik yapısını, bir dizi engellerle (toprak istimlakı ve yerel nüfusun tardedilmesi gibi) önce kendine eklemlediği sonra da yoksullaştırdığı, kasıtlı bir çaba ile şekillendirildi. 1967’den 1970’li yılların ortalarına kadar, Filistin ekonomisinde İsrail ile entegrasyon ve Körfez bölgesinde artan petrol gelirleri dolayısı ile bu bölgeyle olan ekonomik ilişkiler neticesinde hızlı büyüme gerçekleşti. 1980 yılının başından 1987’deki İntifada hareketine kadar olan dönemde, Batı Şeria ve Gazze’nin işgücünün yarısından fazlası (1987’de Batı Şeria’nın %52, Gazze’nin %58’i), İsrail ve Körfez ülkelerinde istihdam edilmekteydi.
1987 yılında İntifadanın başlaması ile birlikte İsrail’in uyguladığı sokağa çıkma yasakları ve ablukalar nedeniyle Filistinlilerin İsrail’deki iş yerlerine gidememeleri, Filistinli işçilerin tarım alanlarını rehabilite etmelerine neden oldu. 1991 yılında gerçekleşen Körfez Savaşı’nda FKÖ Lideri Yaser Arafat’ın Saddam Hüseyin’e destek vermesi nedeniyle Arap ülkelerinden Filistinlilere gelen mali yardımlar azaldı. Körfez ülkelerinde çalışan çok sayıda Filistinli işini kaybetti.

İslam Konferansı Örgütü’ne bağlı İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (Statistical, Economic and Social Research and Training Centre for Islamic Countries / SESRTCIC) tarafından verilen en son resmi rakamlara göre Filistin’de gayri safi milli hasıla 1.215.000.000 Amerikan Dolarıdır. Kişi başına düşen milli gelir ise 402 Dolardır.

2000 yılı rakamlarına göre sektörlerin GSMH içindeki oranları şöyledir: Tarım %6,5, endüstri %18,4 ve hizmet sektörü %75,1. Genellikle küçük aile teşebbüslerinin bulunduğu endüstri, tekstil, sabun, zeytinyağı sektörlerini içermektedir. İsrail hükümeti Filistin ekonomisinin üretken sektörlerindeki yatırımları finanse edebilecek bankaların ve diğer kredi kuruluşlarının gelişimine engel olmaktadır. Bunun yanı sıra İsrailli girişimcilere sözleşmeli üretim yapanlar haricinde sınırlı sayıda yeni fabrikanın kurulması için lisans verilmektedir. Başlıca tarım ürünleri, zeytin ve turunçgillerdir. 1999 rakamlarına göre 372 milyon dolar ihracat oranına sahip olan Gazze ve Batı Şeria’da ihraç edilen başlıca ürünler turunçgiller ve çiçektir. İhracat yaptığı ülkeler, İsrail ve Mısır’dır. Gıda maddeleri, tüketim malları ve inşaat malzemeleri ithal edilmektedir. İthalat yaptığı ülkeler ise yine İsrail ve Mısır’dır. 2000 yılı rakamlarıyla Filistin’in toplam ithalatı ise 3 milyar 252 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Dünya Bankası ve BMMYK’nın 2001 yılı başı itibariyle verdiği rakamlara göre, Filistin ekonomisi, 2000 yılının Eylül ayında başlayan çatışmalar ve İsrail’in uyguladığı ablukalardan büyük zarar gördü. İsrail’in uyguladığı ablukalar nedeniyle Ekim ve Kasım aylarında ihracat hacmi, 1999 yılının aynı aylarına göre %22 oranında azaldı. İhracat hacmindeki söz konusu düşüş ve İsrail’de çalışan Filistinlilerin kazancının ortadan kalkması, Gazze ve Batı Şeria’daki ihracat yapamayan iş yerlerini olumsuz yönde etkiledi. Ekim 2000’den itibaren İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukalar nedeniyle 100.000 Filistinli işçi İsrail’deki işlerine gidemedi ve dolayısıyla elde edeceği kazançtan mahrum kaldı. Ablukalar Batı Şeria ve Gazze’de işsizlik oranının %11’den %30’a çıkmasına neden oldu. 2000 yılı sona erdiğinde ise işsizlik oranı %40’lara yükseldi. Son rakamlar ise Filistin’de işsizlik oranının %79 gibi yüksek bir rakama ulaştığını göstermektedir.

Dini Durum

Filistin topraklarında (Batı Şeria ve Gazze) nüfusun %90’dan fazlasını Filistinli Müslüman ve Hıristiyan Araplar oluşturur. Yahudi sayısı ise, sonradan bölgeye gelen yerleşimcilerle birlikte %10’a yükselmiştir. Filistinli Arap nüfus içinde Hıristiyan olanların oranı %5’tir. Farklı dini gruplar arasındaki ilişkiler Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmeye başladığı zamandan bu yana son derece gergindir. Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te sayıları gittikçe artan yerleşimciler, yarım yüzyıldan daha uzun zamandır çok zor koşullarda yaşayan Filistinli mülteciler, Kudüs sorunu ve ekonomik kaynakların adaletsiz paylaşımı gibi pek çok sorun ilişkilerin giderek bozulmasına neden olmuştur.

Tüm bu problem alanlarının içinde farklı dini grupların her birinin en çok hassasiyet gösterdiği sorun Kudüs’tür. Üç büyük semavi din için de büyük önem taşıyan Kudüs şehri, MÖ 2000’li yılların başında Hz. Davud’un İbrani kabilelerinin yaşadıkları bölgenin ortasında bulunan bu şehri krallığına başkent yapmasıyla tarih sahnesine çıkmıştır. Yahudi inancına göre, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı Allah için kurban etmeye giriştiği (Yahudi inancına göre Hz. İbrahim’in meşru oğlu İshak’tır. Hz. İsmail onlara göre Hz. İbrahim’in gayri meşru oğludur. İslam inancına göre ise Allah adına kurban edilmek istenen kişi Hz. İsmail’dir) Moraih Tepesinde Hz. Süleyman’ın ilk mabedi yapmış olması, şehrin önemini artırmıştır. M.Ö. 6. yüzyılda Babil hakimiyeti sırasında Yahudilerin baş kaldırması esnasında Babilliler, bu mabedi yıkmışlar ve ardından da Yahudi toplumunun ileri gelenlerini Babil’e sürmüşlerdir. M.Ö. 538’den itibaren başlayan Pers egemenliği altında yeniden inşa edilen mabet, tüm Yahudileri birleştiren bir kutsal yer olarak varlığını sürdürmüştür. M.Ö. I. yüzyılda Kral Herod döneminde bugün ancak dış duvarının küçük bir kısmı ayakta kalmış olan görkemli mabet, 480 metre uzunluğunda ve 280 metre genişliğinde bir alanda yeniden inşa edilmiştir. M.S. 70 yılında Roma hakimiyeti döneminde Romalı General Titus bu mabedi yerle bir etmiştir ve o günden bu yana Yahudiler bu mabedin ayakta kalan Batı duvarı önünde ağlamaktadırlar. Ağlama duvarı olarak adlandırılan bu duvar, Yahudiler için yıkım gününü simgeleyen çok özel bir semboldür.

Uzun yıllar devam eden Roma ve Bizans dönemlerinin ardından Hz. Ömer devrinde Müslüman Arapların 638 yılında Kudüs’ü almaları ile birlikte bu topraklar İslam devletinin yönetimi altına girmiştir. „Yeruselayim“ olarak bilinen şehrin ismi Müslümanların yönetiminde „Kudüs“ olarak değiştirilmiştir. Yahudilerin büyülü mabed olarak gördüğü, Hz. Süleyman’ın tevhidi temele dayalı binasının olduğu yere (Harem-i Şerif) bu dönemde, Süleyman peygamberin tevhid mücadelesinin bir sembolü olarak Kubbetü’s-Sahra inşa edilmiştir. Bir dönem Haçlıların Hıristiyan hakimiyetinde kalan kent, daha sonra Memlükler ve ardından da Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı hakimiyetine girmiş ve 20. yüzyıl başında (1917’de) İngilizlerce işgal edilen kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Osmanlı hakimiyeti döneminde kutsal mekanlar bir dizi restorasyona tabii tutulmuştur. BM Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1947 tarihli 181 nolu kararına göre uluslararası özel bir yönetime bırakılmış olan Kudüs kenti, 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail tarafından işgal edilmiştir.

Eski Kudüs kentini çevreleyen ve bugün de büyük bölümü ayakta olan surların inşa tarihi 16. yüzyıl, Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Sekiz adet sur kapısından geçerek ulaşılan Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi mahalleleri bütün bu anlatılan 4000 yıllık tarihin temsilcileri durumundadırlar. Harem-i Şerif ve onun bahçesindeki Mescid-i Aksa, Müslümanları; Ağlama Duvarı, Yahudileri; Hz. İsa’nın Acılar Yolu da, Hıristiyanları temsil etmesi açısından, üç büyük semavi dinin şehirdeki sembolleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Vahye dayanan üç büyük dince kutsal kabul edilen Kudüs, Müslümanlar için ayrı bir önem arz etmektedir. Hz. Ömer Camii’nin içinde bulunan kaya parçasının değeri, Hz. Muhammed’in, Miraç gecesinde Burak adlı bineğiyle birlikte buraya gelip „Muallak Taşı“ diye anılan bu kutsal kayanın üzerinden Allah katına yükselmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu taşın, Peygamberimiz (s.a.s.)’i bırakmak istemediği için bir süre göğe yükselip daha sonra muallakta kaldığı rivayet edilmiştir.

„Miraç“ hadisesi sırasında taş üstünde Hz. Muhammed’in ayak izi kalmıştır. Miraç hadisesi hakkında Kuran-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: „Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir.“ (İsra, 17/1). Burada dikkat edilirse Mescid-i Aksa’dan „çevresini mübarek kıldığımız“ şeklinde söz edilmektedir. Mescid-i Aksa’nın çevresi ise başta Kudüs sonra diğer bütün Filistin topraklarıdır. Filistin diyarının mübarek kılındığına dair ayrıca hadisler de bulunmaktadır. Bunlardan birinde şöyle buyurulmaktadır: „Allah, Aras ile Fırat arasını mübarek (bereketli) kılmış ve özellikle Filistin’i mukaddes kılmıştır.“ (Müslim, İman, 282; Münavi, et-Teysir, I/248)

El-Aksa Camii (Mescid-i Aksa) Hz. Ömer Camii’ne göre daha sade bir yapıdır. Hz. Muhammed zamanında Mescid-i Aksa (Mekke’ye en uzak mescid) olarak adlandırılan mescidin yapımı bazı rivayetlere göre, Hz. Davud zamanında başlamış, oğlu Hz. Süleyman zamanında tamamlanmıştır. Müslümanlara kıble olarak Kudüs’e yönelmeleri emrinin gelmesinin ardından, hicretten sonra 17 ay boyunca Müslümanlar Kudüs’e yönelerek namaz kılmışlardır. Daha sonra yeni bir vahiy ile kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye çevrilmesi istenmiştir. Bu durum Kudüs’ün önemini azaltmamıştır.

Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek üzereyken vahiy aldığı Zeytin Dağı’nın bütün dinler için hassas bir bölge olduğu söylenebilir. Bu mezarlık alanda Hz. Muhammed’in sahabelerinden Selman-ı Farisi Camii ve türbesi bulunmaktadır.

Hz. İsa’nın „Acılar Yolu“ Hıristiyanların Kudüs’teki önemli bir mekanıdır. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği varsayılan yer olan bugünkü St. Sepulchre Kilisesi’ne kadar yürüdüğü Via Dolorosa (Acılar Yolu) boyunca durakladığı 14 nokta, bugün Hıristiyanlarca ziyaret edilmekte ve böylelikle Katolikler Hz. İsa’nın acısını manen paylaşmak istemektedirler. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği varsayılan yerde kurulan Sepulchre Kilisesi’nde (Kutsal Naaş Kilisesi) Hz. İsa’nın yatırıldığı musalla taşı ile mezarı bulunmaktadır. Farklı kiliseler burada gün boyunca ayinler yapmaktadır.

Görüldüğü üzere üç semavi din için büyük önem arzeden Kudüs, „Kudüs sorunu“ olarak, Filistin-İsrail sorununun en önemli parçasını oluşturmaktadır. Dünyanın üç önemli dininin tek ortak merkezi olan Kudüs, bu yönüyle sadece bölgesel nitelikli bir sorun değildir. Dolayısıyla müzakere masasındaki taraflar Kudüs söz konusu olduğunda, iki siyasi aktörün temsilcisi olmaktan çıkarak dünya sathına yayılmış üç büyük dinin temsilcileri niteliği kazanmaktadır.

1991 yılında başlatılan Ortadoğu Barış Süreci’nde çözümü zor olan sorunlardan biri olduğu için Kudüs meselesi, yerleşimciler ve mülteciler sorunu ile birlikte en son aşamaya bırakılmıştır. 2000 yılının Ağustos ayı içerisinde Amerika’nın öncülüğünde başlatılan Camp David Barış Görüşmeleri Kudüs sorununa odaklandığı için başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Görüşmelerde İsrail, Kudüs’ün Yahudi devletinin ebedi ve bölünmez başkenti olduğunu savunurken; Filistin tarafı ise Kudüs’ün iki ayrı egemenlik alanına bölünmesini, kutsal yerler başta olmak üzere Doğu Kudüs’ün önceki anlaşmaların da gerektirdiği gibi, ilan edilmesi düşünülen Filistin devletinin başkenti olmasını talep etmiştir

Görüşmelerin kesilmesinin sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, ABD’nin İsrail büyükelçiliğini resmi olarak Tel Aviv’den Kudüs’e taşınacağını açıklaması, İsrail’e verilen desteği açık bir biçimde göstermektedir. Bu davranış Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak anlamına gelmektedir.

28 Eylül 2000 tarihinde dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın Jerusalem Post’a Yeruşalim ve El-Kuds’ün yan yana iki başkent olabileceği yolunda yaptığı açıklama, bir İsrail başbakanından Kudüs hakkında olumlu anlamda duyulabilecek, belki de ilk ve tek açıklama idi. Ancak bu uzun sürmedi, aynı tarihte söylediği şu sözler, Kudüs konusunda İsrail’in hiçbir tavize yanaşmayacağını gösteriyordu: „Filistinlilerin başkenti El-Kuds bizim vermeyi kabul edeceğimiz topraklardan oluşacak. Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanın Filistinlilere bırakılmasına hiçbir İsrail başbakanı imza atmaz“.

Sabra ve Şatilla Katliamı’nın yıldönümünün yaşandığı 16 Eylül’ün üzerinden çok uzun bir zaman geçmeden, 28 Eylül 2000’de, Sabra ve Şatilla Katliamı’nın sorumlusu, dönemin ana muhalefet partisi lideri Ariel Şaron, Barak hükümetinin izniyle yanına aldığı 1.000 polis ve 3.000 askerle birlikte Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmesi, İkinci İntifada’nın başlamasına neden olmuştur.

Kudüs sorunu bölgesel bir sorun değildir, bu sorunun üç büyük dinin temsilcilerini ilgilendiren bir çok yönü vardır. İsrail-Filistin Sorunu da esasında Kudüs sorununda odaklanmaktadır. Kudüs sorunu çözülmedikçe İsrail-Filistin sorunu da çözülemeyecektir.

Eğitim

Filistin’de gerek Filistin otoritesine ait, gerekse UNRWA (BM Yardım ve Çalışma Örgütü) yönetimi altında bulunan okullar çok ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Son yıllarda zaten kalabalık olan sınıflar, Filistin’e yapılan yardımların azalması nedeniyle daha da kalabalıklaşmış ve okulların finanse edilmeleri zorlaşmıştır. Okullarda ciddi öğretmen açığı bulunmaktadır. Filistin’de okuma-yazma oranı %89,2’dir. Öğrenim çağına gelmiş çocukların okula kaydolma oranı %96’ları bulmaktadır. Ancak söz konusu rakamların Aksa İntifadası’ndan önceki rakamlar olduğu unutulmamalıdır. Zira, bu tarihten sonra Filistin konusunda ciddi bir istatistik yapılmamıştır. Yine 2000 yılına ait istatistiklere göre Filistin’deki öğretmen sayısı 32.000’dir. Filistin’de üniversiteli öğrenci sayısı ise 75.000’dir.

Filistinli mülteciler geleceğe yatırım açısından eğitime çok önem veren bir toplumdur.
Yarım yüzyıldan daha uzun bir zamandan beri çok zor şartlar altında yaşıyor olmalarına rağmen Filistinliler, Ortadoğu’daki en eğitimli grubu temsil etmektedir. Ancak Filistin Eğitim Enformasyon Dairesi tarafından hazırlanan bir raporda Filistin’deki eğitim kurumlarının ve öğrencilerin İsrail işgal güçlerinin birinci derece hedefi olduğu hatırlatılarak, bunun eğitim üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmekteydi. Rapora göre Aksa İntifadası’nın başladığı 29 Eylül 2000 tarihinden Ocak 2003 tarihine kadar geçen süre içinde 298 kız ve erkek öğrenci İsrail işgal güçlerinin saldırılarına hedef olarak hayatını kaybederken, 2.780 öğrenci de yaralandı. Yedi okul İsrail askeri güçlerinin emirleriyle tamamen kapatılırken, 850 okulda da eğitim geçici olarak durduruldu. İşgal güçleri 197 okula ve üç Eğitim Öğretim Müdürlüğü’ne ani baskınlar düzenlediler. El-Halil’de üç okul askeri kışlaya dönüştürülürken, 25 okul askeri güçler tarafından işgal edilerek tutuklama merkezi haline getirildi. Yine aynı süre içinde 166 öğrenci ile 75 öğretmen tutuklandı.

UNRWA ile birlikte İslam Kalkınma Bankası ve İslam Konferansı Örgütü’nün, mültecilere ilk ve orta eğitimin yanı sıra mesleki ve teknik eğitim imkanlarını arttırma yönünde sağladığı maddi imkanlar, İsrail’in işgal siyaseti sebebiyle gelişme gösterememektedir. Eğitimin sık sık kesintiye uğradığı Filistin’de bazen bir haftalık sınavlar iki aylık bir sürede ancak yapılabilmektedir. Filistin Eğitim Bakanı üniversitede sınavların nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor: “Güvenlik önlemleri çerçevesinde bazen bir okulu tamamen başka bir yere taşımak ya da personelini değiştirmek zorunda kalıyoruz. Kızılhaç; sınav kâğıtlarının dağıtılması, toplanması ve öğretim görevlilerine gönderilmesi konusunda yardımcı oluyor. Öğretim görevlileri 20 gün içinde sınav kâğıtlarını değerlendiriyorlar. Cenin ve Tulkarim gibi şehirlerde kâğıtlar hemen ertesi gün postaya verilerek öğrencilere ulaştırılıyor.”

Filistin’de Eğitim Bakanlığı bünyesinde 1992 yılında yapılan bir çalışma ile eğitim müfredatı yenilenmiş ve günün koşullarına uygun bir müfredatın getirilmesi hedeflenmişti. 2005 yılına kadar tamamlanacak eğitimin birleştirilmesi çalışmaları ile, mesleki ve teknik eğitimin yanı sıra, yabancı dil ağırlıklı müfredatın uygulanmasına geçilecek.

Çatışmaların yoğunlaştığı dönemlerde Filistinli öğrencilerin eğitimi sık sık kesintiye uğramaktadır. I. İntifada sırasında Gazze ve Batı Şeria’da çatışmalar ve İsrail’in uyguladığı sokağa çıkma yasakları nedeniyle bir yıl içinde 45 gün öğrenciler eğitime devam edememiştir. Lübnan’da yaşanan iç savaş ve İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesi ve birçok okula zarar vermesi nedeniyle de aylarca hatta bir yıldan daha uzun bir zaman eğitime ara verilmek zorunda kalınmıştır. II. İntifada sırasında da İsrail’in dolaşıma getirdiği kısıtlamalar nedeniyle eğitim durma noktasına gelmiştir. Sokağa çıkma yasaklarına rağmen hayatlarını riske atan 45.000 öğretmenin yanı sıra, her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan bir milyona yakın öğrenci risk altında Batı Şeria ve Gazze’de okuldan okula taşınmaktadır.

2004 yılına gelindiğinde Filistin Özerk Yönetimi’nden verilen bilgilere göre, İsrail’in saldırıları nedeniyle son üç yılda Filistin eğitim sisteminin uğradığı maddi hasar 10 milyon doları aşmıştır. ı süre içindeki beşeri kayıp rakamlarına göre, üç yılda 24’ü öğretmen ve 421’i öğrenci olmak üzere, 445 orta öğretim, 194 tane de üniversite öğrencisi hayatını kaybetmiştir. İsrail tarafından tutuklanan Filistinli öğretmen sayısı 133’ü bulurken, 360’ı orta öğretim, 710’u da üniversite öğrencisi olmak üzere toplam 1.070 öğrenci de tutuklanma sebebiyle eğitimine devam edememiştir. Aksa İntifadası’nın başlamasından 2004 yılı başına kadar İsrail tarafından kapatılan Filistinlilere ait okul sayısı ise 1.289’dur. Aynı süre içinde 489 okul yerle bir edilmiş, 282 okul ise kullanılamayacak şekilde tahrip edilmiştir.